cinsellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cinsellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2013 Cuma

Gerçekleşen arzular

Kadının sekse bakışı değişirken, cinsel istekleri ve davranışları da dönüşüm geçiriyor. Peki dünya bu yeni nesil kadınlara hazır mı?


Son yıllarda kadının sekse bakışı, eşi benzeri görülmemiş şekilde değişime uğradı. Her ne kadar derin arzularımızı dile getirmeyi öğrenmiş olsak da, bu henüz tam olarak çözüme ulaşmamış bir konu. İyi haber mi? bizim jenerasyonumuz tarihte bunu başaran ilk nesil. Kadınların cinsel istekleri ve davranışları aynı tempoda ve yönde seyretmeye başladı.

26 Ocak 2012 Perşembe

Seks yapmak için 22 bilimsel neden!


Düzenli ve tatmin dolu bir cinsel hayat kişiler üzerinde pek çok olumlu etkiyi de beraberinde getiriyor. İşte bilimsel olarak kanıtlanmış seksin 22 faydası! 

1. Kilo almanızı engelliyor: 

Evet, yarım saatlik bir yatak odası keyfi ile 200-250 kalori yakarak kilo verebilir, istemsiz kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

24 Ocak 2012 Salı

İnternetin En Popüler Seks Soruları


'SEVGİLİMLE EROTİK FİLM İZLERKEN KADIN OYUNCULARI KISKANIYORUM. SİZİN DE BÖYLE HİSSETTİĞİNİZ OLUYOR MU?' 

Cevap1: "Eğer sevgiliniz sizinle erotik film izliyorsa, onu tahrik eden kişi filmdeki kadın oyuncular değil demektir. Büyük olasılıkla bunu; cinsel hayatınıza renk katmanın bir yolu olarak görüyordur. Yani avantajlı durumda olan daima sizsiniz." 

Cevap 2: "Kıskanmak mı? Benim erotik filmdeki kadın oyuncuyu kıskanmam ancak filmdeki erkek oyuncunun performansını, sevgilimin performansından daha yüksek bulduğum zaman söz konusu olabilir."

20 Ocak 2012 Cuma

Tantra: Cinsel enerji, yaşam enerjisidir

Tantra öğretisine göre, bedenin gerçeğini kavrayan kişi, evrenin gerçeğini de kavrayacaktır…



Seks yogasında, kadın ve erkeğin cinsel ilişkisi, insan yaşamının tamamlayıcı bir prçası ve daha gelişmiş bir insan ırkına doğru evrimsel gelişmenin bir parçası olarak algılanıyor. Sevgi, şefkat, saygı, onur ve kutsallık, insanın daha göze görünür olan diğer nitelikleri kadar onun bir parçası olarak görülüyor. Dişi, erkekten daha aşağı değil, bir diğerine zıt değil; fakat her ikisi de yaşamın daha yüksek, daha tam ve daha derin zevklerini yansıtan bir birliği arıyor ve buna ulaşıyorlar.
Tantra yoga, insan cinselliği ile ilgilenen tek yoga türü. Karmaşanın yerine zevk, çaresizliğin yerine umut sunuyor. Hem de izlediği yöntemler ve öğrettiği adımlarla sadece yatakta değil, hayatın her alanında…
Tantrik Hindu metinlerinde cinsel birleşmenin sekiz yönü olduğu anlatılıyor:
Smarnanam: düşüncenin sekse odaklanmasına izin vermek
Kirtanam: bir başkasıyla seks konuşmak
Keli: karşı cinse eşlik etmek
Prekshenam: flört etmek
Guhyabhashanam: karşı cinsle samimi konuşma
Sarrtkalpa: cinsel ilişki arzusu
Adhyavasayam: kendini ona vermek için kesin karar vermek
Kriyanishpatti: fiziksel birleşme.
İşte seks yogası, tüm bu aşamaların farkına varmayı, orada gizlenen gücü açığa çıkarmayı ve bedeninizi kullanmayı öğretiyor. Omurganın seks yogasında büyük önemi var. Çünkü omurga, varlığın merkezi ekseni. Her biri farklı sinir sistemlerine bağlı olan omurlar da, omurilikten kuyruksokumuna kadar uzanan merkezi omurilik kanalı da seks yogası için yaşamsal. Çünkü tantra uygulamaları, bu geçit boyunca ‘kundalini’ denilen, uyuyan gizemli gücü, omurganın tabanından başa doğru yükseltiyor.
Kundalini, yükselirken beyne doğru giden yoldaki, adlarına çakra denilen, yedi güç merkezini harekete geçiriyor. Çakralar, Uzakdoğu bilimlerine göre insanların yaşam enerjilerini aldığı ve beden içinde döndürerek dağıttığı yerler.
Eğer seks yogası yapmak istiyorsanız, nefes alma tekniklerini öğrenmelisiniz. Nefes akışına hakim olmak, tüm tantra uygulamalarında işlevsel bir devamlılık sağlıyor.
Hindistan ve Tibet’te neredeyse guru sayısı kadar farklı nefes alma tekniği var. ama tüm seks yogası yöntemlerinin üç soluma aşamasıyla ilişkisi bulunuyor: Nefes alma, tutma ve nefesi verme. Temel nokta, bu soluma döngüsünün üç anı arasında doğru oran kurarak ahenk sağlamak. Çünkü nefes almak, insanın biyoritminin formunu da belirliyor. Solunum oranını yavaşlatıp hızlandırırsanız hem fiziksel hem de zihinsel değişiklikler ortaya çıkıyor.
Bu yöntemleri iyi bilmenin ötesinde, tutkuları, tembelliği, asılsız bilgiyi ve öfkeyi de aşmış olmanız gerekiyor. Benzer şekilde zeki, duyularını kontrol edebilen, tüm varlıkları incitmekten kaçınan, her zaman ve herkese karşı iyi olan, saf ve inançlı olanlar tantra eğitimine kabul ediliyorlar. Obur, aşırı derecede sekse düşkün, arsız, açgözlü, cahil, ikiyüzlü, zevk düşkünü ve ayyaşlar özel olarak reddediyorlar.
Cinsel birleşme yani seks ayini ancak uygun bir hazırlanma döneminden ve yeterliliği ispatlanmasından sonra gerçekleşiyor. Bu süreç genellikle bir yıl alıyor. Seks yogasının cinsel birleşme aşamasına ancak bundan sonra geliniyor. Bu noktada, eğer bu aşamayı birlikte katettiğiniz bir eşiniz yoksa kendinize sizin gibi tantrayı öğrenmiş bir partner seçmeni gerekiyor.
Değişik sevişme pozisyonları, boşalmamak olmamak için kendini tutma yöntemleri ve saatler süren bir teslimiyet, yani asıl eğlence ve gelişim ise bundan sonra başlıyor. Çünkü bu noktadan sonraki birkaç yıl süren deneyim süresince kuyruk sokumundaki kundalininin yılankavi gücü, doğal bir şekilde yukarıya doğru hareket etmeye başlıyor. Bu durum astral bedendeki tüm çakralarınızı harekete geçirse de en güçlü etki cinsel organlarda yoğunlaşıyor ve bir dereceden sonra tamamen sizi sarmalayan güç ve eylem alanınız olan arzularınıza boşalıyor.




11 Ocak 2012 Çarşamba

3 Ocak 2012 Salı

Seks renkleri


‘Beyaz seks' olur da, ‘siyah seks' olmaz mı? Sigusch'un tespitlerine göre var. Bu da gerilmiş sinirler, hayal kırıklığı, bitmek tükenmek bilmeyen bir yalnızlık hissi anlamına geliyor. Üstelik gelecekte siyah seks daha sık görülecek.

İçten gelen bu dürtü, çağımızda sürekli baskı altına alınıyor. Dolayısıyla insanlar sürekli kendini partnerine kanıtlamanın, yani sürekli bir Sharon Stone ya da bir Michael Douglas ‘performansını' yakalamanın yollarını arıyorlar. Bu da strese, isteksizliğe, “Ya bu işi onun gibi beceremezsem?” gibi başarısızlık korkularına, hatta performans düşüklüğüne yol açıyor. Seksologların söylediklerine göre, çağımızda cinsellik sürekli bir ‘kalıba' yerleştirilmeye çalışılıyor. Bu da çiftlerin yatakta içlerinden geldikleri gibi değil; kitapta yazdığı gibi, ‘hesap kitap' yaparak hareket etmelerine yol açıyor. Oysa bu işin usulü ‘doğal' olmak. Uzmanlara göre, en faydalı cinsellik; stresten, baskıdan ve ‘kurallardan' uzak olan cinsellik.


Bilim adamları, her insanın farklı bir cinsellik anlayışı olduğunu söylüyor. Yani herkesin seksi kendine. Dolayısıyla, sağlıklı bir seks yaşamı için ‘haftada en az üç kez' ya da ‘yılda en az 104 kez' gibi hesaplardan uzak durmak şart. Çünkü bu iş ‘haftada bir'e düştüğünde kimse kalpten gitmiyor... Alman haftalık haber dergisi Focus, çağımızda cinselliğin nasıl yaşandığını, insanlarda ne tür bir cinsellik anlayışı olduğunu yani insanların cinselliğe olan bakış açılarını inceledi. ‘Neo-Seks', yani ‘Çağın Seksi' başlıklı bu kapsamlı dosyada, ayrıca Alman Seksolog Volkmar Sigusch'un da bir yazısına yer verdi. Sigusch, seksi ‘siyah' ve ‘beyaz' olarak ikiye ayırıyor...

“Cinsellik bir ihtiyaç”

Bugüne kadar toplam 32 kitap çıkarmış, Frankfurt Üniversitesi Öğretim Üyesi Seksolog Volkmar Sigusch, ‘beyaz' ve ‘siyah' bir cinsel yaşamdan söz etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Focus dergisinde yayımlanan bir yazısına göre ‘beyaz seks', sanılanın aksine saf, temiz ya da masum bir seks anlamına gelmiyor. ‘Beyaz' derken Sigusch burada aslında ‘beyazlamış', rengi açılmış, belli bir renge, kalıba sokulmamış, özgür seksten söz ediyor. Yani cinsellikleri ‘beyaz' olan kişiler, cinselliği belli kalıplara göre değil; istedikleri gibi yaşıyorlar. Sigusch'un söylediklerine göre, burada ‘beyaz' aslında ‘renksiz' anlamına da geliyor. Ancak ‘renksiz' derken, monoton bir cinsel yaşamdan söz edilmiyor. Seksi ‘beyaz' yaşayan insanlar, cinsellikte çeşitliliğe çok önem veriyorlar. Sigusch'a göre bunlar, kendine çok güvenen, cinsel tercihini istediği gibi yapmış, ne istediği konusunda kararlı insanlar. Ancak bu insanlar, bir yandan duygusal ve sosyal açıdan partnerlerine bağlı kalmayı tercih ederken, öte yandan cinsellik konusunda daha özgür ve bağımsız olmak da istiyorlar. Seksologlar, çağımızın cinsellik anlayışının bu yönde olduğuna dikkat çekiyor.

‘Beyaz seks' anlayışındaki çiftler, birbirlerine yakınken, aynı zamanda da aslında uzaklar. Yani insanlar birbirlerine ‘körü körüne' bağlı değil. Bu anlayışta rahatlık ön planda; üreme ve çocuk bakma gibi ‘zahmetler' ise geri planda. İnsan ilişkilerinin gittikçe daha bencil bir hal aldığını söyleyen Sigusch, cinsel yaşamın da gittikçe daha bencilce yaşanmaya başlandığına dikkat çekiyor: “İnsanlar artık samimi olmayan, yalancı duygularla vakit kaybetmek istemiyorlar. Hissettiklerini açıkça yaşamak istiyorlar. İnsanlar, seksin aslında sadece bir ihtiyaç olduğunu fark ediyorlar. İşin içine çok fazla duygu katmamayı tercih ediyor pek çok çift...”

Pek çok insanın ‘anormal' ya da ‘hastalıklı' olarak anılmadığı cinsellik anlayışına da Sigusch, ‘beyaz seks' gözüyle bakıyor. Seksolog Sigusch'a göre eşcinsel insanların yaşadıkları cinsellik, aslında ‘beyaz seks'e iyi bir örnek. Çünkü bu insanlar; kendine güvenen, cinsellikte kalıplara karşı çıkan, bunu kendi istedikleri gibi yaşayan insanlar...

“Cinsellik gittikçe siyahlaşacak”

Uzmanlara göre; insanların, gittikçe seksi sadece bir ihtiyaç olarak görmeleri, işin içine çok fazla duygu katmamaları, ‘internette seks' ya da ‘sanal seks' gibi kavramları gündeme getirdi. Seksolog Volkmar Sigusch'a göre, bu da pek çok insanı seksten tamamen uzaklaştırırken, pek çok insanın da seksi ‘sapkın' yaşamasına yol açtı. Çağımızda artık çeşit çeşit cinsellik anlayışı hâkim.

Beyaz seks olur da, ‘siyah seks' olmaz mı? Sigusch'un tespitlerine göre var. Bu da gerilmiş sinirler, hayal kırıklığı, bitmek tükenmek bilmeyen bir yalnızlık hissi anlamına geliyor. Sigusch, “Bence cinsellik, önümüzdeki yıllarda gittikçe siyahlaşacak. Çünkü insanlar gittikçe bencilleşecekler. Yalnız yaşayan insan sayısı artacak ve onlar, ‘Bu bizim yaşam tarzımız' diyerek kendilerini kandıracaklar. Üremek, gittikçe daha ‘matematiksel' bir hale gelecek ve etrafta genleri düzeltilmiş çocuklar dolaşacak” diyor.

Seksologlara göre, cinsel anlayış zamanla birlikte değişime uğruyor. Uzmanlar, cinsellik de dahil olmak üzere pek çok şeyin ticarete dönüşebileceğini de vurguluyorlar. Alıp satılamayacak tek değerin ‘aşk' olduğuna da dikkat çekiliyor. Ancak Seksolog Sigusch, ‘aşkın' da temelinde ‘sapkınlık' duygularının var olduğuna değiniyor. Hatta ona göre aşkta hafif bir ‘sapkınlık' olması gerekiyor. Aksi takdirde âşık olmak çok sıkıcı olur. Sigusch, “Aslında çiftleri birbirlerine çeken ve onları birbirlerine bağlayan bu sapıklıklar” diyor.

Peki, geleceğimizi nasıl görüyor Sigusch? Ona göre gelecek kuşak gizli bir sadakat, aynı zamanda da bağımsızlık duygularıyla yaşayacak. Gerçek aşk ve sanal aşk arasında gidip gelecekler. Ünlü Seksolog Sigusch'a göre, bu insanların hem gerçekçi hem de ‘renkli' bir cinsel yaşamları olacak.


Top 10 Cinsel Hurafe ve Doğruları


Uzmanlar uyarıyor: Vajinismus veya erken boşalma gibi en sık görülen cinsel işlev bozukluklarının kökeninde, cinsellik üzerinde kara bulutlar gibi dolaşan "cinsel hurafeler yani cinsel mitler" var. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED), Türk toplumunda kulaktan kulağa dolaşan en popüler 10 cinsel hurafeyi belirledi.

İŞTE CİNSELLİĞİN DEMİRBAŞ MİTLERİ!

CİSED'e gerek telefonlarla, gerekse e-mail aracılığı ile son bir ayda yapılan 6000'den fazla başvurudan elde edilen veriler ışığında ortaya çıkan sonuçlarsa oldukça düşündürücü. Çünkü toplumda oldukça yaygın olan bu cinsel hurafeler, aslında sağlıklı bir cinselliğin en büyük düşmanı.

"CİNSEL HURAFELER CİNSEL SAPKINLIKLARA YOL AÇABİLİYOR"

Cinsel hurafelerin kadınlarda cinsel isteksizlikten vajinismusa, erkeklerde ise erken boşalmadan iktidarsızlığa kadar birçok cinsel işlev bozukluğuna ve cinsel sapkınlıklara neden olduğuna dikkat çeken Dr. Keçe, cinsel sorunlara yol açabilen cinsel hurafelerin bundan dolayı çatışmalı evlilik ilişkilerine de yol açtığının altını çizdi.

Mutsuz evliliğin, mutsuz toplum anlamına geldiğini belirten Dr. Keçe'ye göre, mutsuz evlilikler ve aileler, geleceğe ve hayata güvensiz insanlar yetiştiriyor. Dr. Keçe'nin cinsel hurafelere yönelik tespitleri hayli çarpıcı:

İŞTE O CİNSEL HURAFELER!


İşte Türk toplumunda hayli yaygın olan 10 cinsel hurafe ve uzmanların görüşü:

1- Erkekler cinsel ilişkiye her zaman hazırdır.

Erkek de etten kemikten yaratılmış bir varlıktır. Cinsellik mekanik bir şekilde yaşanılacak bir süreç değildir. Cinsel yaşamı etkileyebilecek stres, eş sorunu, iş hayatında var olabilecek sorunlar, geçirilen hastalıklar gibi hayatın getirdiği olumsuzluklar ve sayılabilecek birçok faktör karşısında kadın veya erkek tüm canlıların cinsel yaşantısı negatif etkilerle karşılaşabilir. 

2- Tüm fiziksel yakınlaşmalar sevişme ile sonuçlanmalıdır.

Cinsel birleşme, sevişmenin, partnerlerin karşılıklı keyif almalarını sağlayan yönlerinden biridir. Ama keyif almanın tek yolu değildir. Cinsel birleşme dışındaki, karşılıklı keyif alınabilecek diğer yönlerinin ihmal edilmesi, cinsel ilişkide yakınlık, sıcaklık gibi duygusal yönlere daha çok gereksinim duyan kadını hayal kırıklığına uğratabilir ve cinsel ilişkiye katılımını ve zevk almasını engelleyebilir.
Fiziksel yakınlık; dokunmak, sarılmak, öpmek sadece cinsel ilişki isteğinin, sevişmenin değil aynı zamanda sevgi, güven saygı şefkat ve ifadesidir.


3- İyi bir sevişme orgazm ile sonlanmalıdır.

İyi sevişme, eşlerin, istekle başlayarak karşılıklı haz alabilmelerine dayanır. Bununla birlikte orgazm yaşanır ya da yaşanmaz. Orgazmın yaşanmaması o ilişkiden haz alınmadığı, tatmin olunmadığı anlamına gelmez.

Bu hurafe partnerlerin ilişkinin başından itibaren orgazmın yaşanıp yaşanmayacağına odaklanmalarına, bu da yaşanan hazzın sürdürülememesine dolayısıyla orgazmın ulaşılamaz hale gelmesine neden olabilir.

4- Cinsellik hakkında konuşmak ve düşünmek ayıptır.

Toplumsal olarak cinselliğe yüklenilen olumsuz duygu ve düşünceler ve cinselliği ayıp yasak ve günah üçgeninde yaşamak cinselliğin konuşulmasına engeldir. Oysaki çiftlerin cinsellikten beklentilerini konuşmaları, cinsellik ile ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşmaları şart. Bu da yaşanılacak cinselliği olumlu yönde etkileyecek bir unsurdur.

Ayrıca cinsel kimliğin oluştuğu dönemde önce aileden sonra okullardan alınacak doğru cinsel eğitim, bireylerin kendi bedenlerini, kendi cinselliklerini sağlıklı bir şekilde tanımalarını sağlayacağı için ileride yaşayacakları cinselliğe olumlu katkılar sağlar.


5- Sevişmenin sonunda iki tarafın da aynı anda orgazm olması gerekir.


Orgazm, uzun süreli cinsel uyarı sonucunda ulaşılan ve kişiye zevk veren fizyolojik ve psikolojik durumdur. Kadının ve erkeğin cinsel yanıtlarının fizyolojik farklılığı nedeniyle çiftler orgazm olacakları anı tam olarak belirleyemezler. Birbirlerinin yanıtlarını tam olarak ve anında bilememeleri gibi birçok nedenle de çiftler aynı anda orgazm olamazlar.

Birlikte orgazm olmak, iyi bir cinsel ilişki için zorunlu ya da daha çok zevk almak için gerekli de değildir.
Aynı anda orgazm olmanın mutlaka gerekli olduğu düşüncesi, kadın ve erkeğin yaşayacağı cinsel yaşamda beklenti düzeyini artırmakta ve o an yaşayacakları hazları kaçırmalarına neden olmakta.

6- Erkekte cinsel organın boyutu çok önemlidir.

Erkek tarafından en çok takıntı yapılan konulardan biri penis boyutudur. Penis boyu ortalama 14 santimetre olmakla beraber 10-18 santimetre arası olanlar normal boyutlarda kabul edilmektedir.

Sanıldığının aksine, penis boyuyla cinsel performans arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Ayrıca vajinal uyarı vajinanın 1/3 kısmında yoğunlaşır. Bu da penis boyuna yönelik takıntıları temelden yıkmaktadır.

Buradan yola çıkarak söylenebilinir ki, mutlu ve tatmin edici bir cinsel yaşam için penis boyu tek kriter olamaz. Çiftlerin birbiriyle açık ve samimi bir iletişim kurmaları, birbirilerinin arzu, istek ve beklentilerine değer vermeleri doyurucu ve sağlıklı bir cinsel yaşam için oldukça önemlidir.


7- Mastürbasyon ile kızlık zarı bozulabilir.

Kişinin kendi kendini cinsel doyuma ulaştırması durumu olan mastürbasyon, aşırıya kaçılmadığı ve normal bir cinsel ilişkiye tercih edilmeği sürece zararlı bir şey değildir. Tamamen kişisel bir seçimdir.

Genç kızlar, kızlık zarları etkilenmesin diye genellikle mastürbasyon sırasında dış cinsel organlarını ve özellikle de klitorislerini uyarırlar. Vajinaya parmak veya başka bir cisim sokmadan yapılan mastürbasyon kızlık zarına zarar vermez. 


8- İlk cinsel ilişki kadına çok ağrı verir ve kanama olur. İlk ilişkide kanama olmazsa kadın bakire değildir.

Cinsel ilişki ağrı ve acı yapmaz. Kadının cinsel ilişki sırasında uyarılması, sulanması olmuş ve kendini kasmaz ise ne ilk ilişkide ne de sonraki ilişkilerinde ağrı acı olmaz.

Vajinanın görevi penisi içine almak ve neslin devamını sağlamaktır. Vücudumuzdaki diğer organlar görevlerini yerine getirirken nasıl ki ağrı ya da acı yaşanmıyorsa, vajina da haz alıp-verme olan görevini yerine getirirken ağrıya ve acıya neden olmaz.

Kızlık zarı vajina girişinin hemen yakınında, doğuştan delik olan, esnek bir yapıdır ve ilk ilişki sırasında kızlık zarında hafif bir açılma olur.

Aslında kanama olmaması normalde beklenen bir durumdur. Normal şartlar altında, normal bir kızlık zarı ister ilk gece olsun ister yüzüncü gece olsun, kanamaz, delinmez, patlamaz, yırtılmaz.

İlk cinsel ilişki sırasında penis vajinaya girdiğinde kızlık zarında hafif bir açılma olur. Bu noktada kadın rahat ve kendini kasmazsa, sulanması olmuşsa bu girişi hissetmez. Kızlık zarının açılması denilen olgu giyinilen ince çorabın bir yere takılması ve kaçması gibidir.

Ayrıca kızlık zarından gelen kan, parmağın kanaması gibi değil, belli belirsiz bir sıvıdır. Bu da kadın rahatsa, kendini kasmazsa, sulanması tam olmuşsa ve erkek acele etmezse hiç fark edilmez bile.

9-Adet döneminde ve gebelikte cinsel ilişkiye girilmez.

Çift karşılıklı olarak istiyorsa ve rahatsız olmuyorlarsa adet dönemlerinde cinsel ilişkiye girmekte çoğu zaman bir sakınca yoktur. Enfeksiyon riskine karşı prezervatif kullanmak önemlidir.

Kanama ya da düşük riski taşımıyorsanız, hamileyken de eşinizle cinsel ilişkiye girilmesin bir sakınca yoktur. Normal bir hamilelik sırasında seks yapmak çocuk sağlığını olumsuz etkilemez.

Ayrıca hamilelik dönemi, kadının hem bedensel hem de psikolojik olarak oldukça hassas olduğu bir dönemdir. Bu dönemde eşinden her zamankinden fazla destek görmeye, sevildiğini, arzulandığını ve bu haliyle de beğenildiğini duymaya ihtiyacı olan kadın bu yaklaşımla rahatlayabilir ve güven duygularını pekiştirebilir.


10-Mastürbasyon cinsel isteği ve gücü azaltır.


En geçerli ve en yaygın cinsel eylem olan mastürbasyon, Türk toplumunda her nedense zararlı ve günah olarak vurgulanır. Kişinin rahatlamasına ve kimseye zarar vermeden cinselliği yaşamasına yardımcı olduğu içinde doğaldır.

Mastürbasyonun cinsel gücü azalttığına dair söylenenler ise yanlıştır. Zararlı olan mastürbasyon değil ona eşlik eden ayıp, günah veya zararlı gibi olumsuz inançlardır. Mastürbasyon kişinin kendisiyle barışık olduğunun temel göstergelerindendir.

Mastürbasyon doğru yapıldığı takdirde kişinin cinselliğine olumlu katkılar sağlayan bir süreç meydana getirir. Ancak yakalanma korkusuyla ve günah işliyorum duygusuyla yapıldığında erkeği erken boşalmaya programlayabilir, suçluluk duygusu ileride sertleşme sorunlarına ve cinsel isteksizliğe yol açabilir.


29 Aralık 2011 Perşembe

Seksin görgü kuralları



Nasıl ki sofrada, sokakta uyulması gereken bir takım kurallar varsa, seks sırasında da uyulması gereken kurallar var. 

Sun Gazetesi'nde mükemmel seksin yollarını anlatan İngiltere'nin en tanınmış ‘‘erotik eksperi’’ Sarah Hedley erotizmi öldüren şeylerden uzak durmaya dikkat etmek gerektiğini söylüyor. Işte Hedley’e göre erotizmi öldürmemek için kadın ve erkeğin kaçınmaları gereken davranışlar:

Çalışan kadının seks hayatı



Önceleri sadece sosyal yaşantımızın işimizden etkilendiğini düşünüyorduk. Oysa yoğun iş temposu ve stres, seks hayatımızdan da çalıyormuş farkında değilmişiz…

Kadınların kariyerde adım adım yükselmesi, sadece evde çocuklarını ve kocasını ikinci plana koymasını getirmedi, seks hayatını da olumsuz etkiledi. Mükemmeliyetçi, şehirli kariyer kadınları, akşam evde özel hayatına vakit ayıramaz oldu. Oysa aradaki dengeyi çok iyi kurmak gerekiyor. Kendinize şöyle bir bakın, hanginizin eve gidince enerjisi eskisi gibi yerinde oluyor? Bırakın seks yapmayı, birlikte film izleyecek hatta onu da bırakın sohbet edecek haliniz kalıyor mu? Uzmanlar uyarıyor, bu durum ilişkinin katili bile olabilir!

Cinsellik, iletişimi besliyor


Cinsellik, ilişkinin en önemli sahası. Her ne kadar, bir ilişkinin kalitesi salt cinsellikle ölçülmese de, seksin tutkal görevi gördüğü açık. Sekssiz bir ilişki, tutkudan da yoksun bir hale bürünüyor. Eh, bir yerden sonra iş arkadaşlığına dönüşüyor. Kadın Doğum Uzmanı ve Cinsel Terapist Op. Dr. Süleyman Eserdağ, evliliğin dört temel unsuru olduğunu söylüyor: Sevgi, saygı, güven ve iletişim. Cinsellik bunun neresinde diyorsanız, onu iletişimin ta m da içinde aramalısınız. Cinsellik iletişimi besleyen en önemli unsur; ilişkinin sağlıklı devam etmesini sağlıyor. Birbiriyle konuşmayan çiftlerin cinselliği, buna paralel olarak olumsuz etkileniyor. Ve iletişim azaldıkça, çiftler cinsel açıdan da birbirinden uzaklaşmaya başlayabiliyor.

Çalışan kadın, çalışan erkek ve hemen ardından gelen ‘çok yorgunum’ mesajlarıysa, doğal olarak ilişkiyi birçok yönüyle zorlayan bir durum halini alıyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Sungur, “her ilişkinin canlılığını sürdürebilmesi için beslenebilmesi gerekiyor. Çiçek susuz büyümediğine, otomobil bensinsiz gitmediğine göre ilişki de emek verilmeden gelişmez. İletişimin olmadığı yuvalarda eşler giderek aynı evi paylaşan iki arkadaş biçimine dönüşmekte, cinselliğin olmadığı birlikteliklerdeyse, yakınlık ve sıcaklık duygusu giderek azalıyor” diyor.

Yatakta güç gösterisi olmaz!

Kadınların kariyer sahibi olması, bunun yanında bir de karakter olarak dominant olması, erkek cinsiyeti üzerinde negatif etkiler oluşturabiliyor. Özellikle günümüz çalışan kadını gibi katı kuralcı, mükemmeliyetçi, hayatındaki her şeyi kurallara göre yaşayan kadınların hayatlarındaki bütün alanlar bu durumdan etkileniyor.

Operatör Dr. Süleyman Esredağ, “Bir kişinin sosyal hayatındaki tutum ve davranışları, cinsel hayatında da paralellik gösteriyor. Bu tip kadınlar cinselliğini de kendi kurallarına göre yaşamaya çalışıyor. Erkek de kendini daha geri planda hissedebiliyor. Dolayısıyla aşırı dominant kadınların, eşlerinin kendilerini aldatma potansiyelinin daha yüksek olduğunu görüyoruz” diyor. Bu durumu çözebilmek için önerisiyse, mükemmeliyetçi kadınların stres yaratan yaşam şartlarını değiştirmesi, stresi azaltmaya yönelik bir yaşam biçimi oluşturmak için çabalamaları. Bu durum cinselliğe de sağlıklı şekilde yansıyor.

Stres, seksi etkiler mi?

Uzmanlar, kronik stresin insanlardaki merkezi sinir sistemi, mide-bağırsak sistemi ve genital üriner sistemi gibi bütün sistemlerin çalışma düzenini olumsuz etkilediğini söylüyor. Dolayısıyla kişi stres altındayken, salgıladığı hormonlar zaman içinde cinsel ilişki sıklığını azaltabiliyor. Bu da zamanla cinsel isteksizlik sorununa yol açıyor. Peki stresi olmayan bir iş var mı? Elbette yok! Öyleyse, stresin olumsuz etkilerini azaltmak için Prof Mehmet Sungur’un söylediklerine kulak vermek gerekiyor: “ Yaşamda her zaman sevdiklerimizi yapamadığımıza göre, öncelikle yaptıklarımızı sevmemiz gerek. Sanırım stresörlere dayanma gücümüz arttıkça y ada stresörlerin hep var olacağını kabul ettiğimiz zaman, stresin olumsuz etkisi azalabiliyor. Başka bir deyişle, seksin stresten ne kadar etkileneceği, bu stresörlerle başa çıkıp çıkamadığımız ve onları nasıl algıladığımızla doğrudan ilgili.”

Ve diğerleri…

Cinsel yaşamı olumsuz etkileyen faktörler arasında sadece yoğun iş hayatı ve dominant karakter yok. Bir ilişkide cinsel yaşamı olumsuz etkileyen en önemli etken, cinsellik dışı ilişkinin niteliği. Cinsel alan ile evlilik alanı birbirinden izole düşünmek mümkün değil. Rutin ve monoton bir cinsel yaşam da, seks hayatının olumsuz etkilenmesine neden oluyor. Bütün ilişkiler eninde sonunda (süre uzadıkça) rutinleşiyor. Rutinleşmekten kastedilen, hep aynı biçimde, aynı yerde, aynı repertuarda, aynı kişinin başlattığı cinsellik! Önemli olan rutinin içinde esneyebilmek ve farklılaşabilmek…

Ayrıca, aradaki ilişki ve iletişimin bozulması, cinselliğin giderek bir görev haline dönüşmesi, eşlerden birinin kendisini yeterince çekici bulmaması, yetersiz ön sevişme, başarısızlık beklentisi, araya giren doğum, tıbbi amaçla kullanılan ilaçlar, alkol ve madde bağımlılığı, yaşanan travmatik deneyimler, cinsellikle ilgili abartılı beklentiler ve yanlış bilgiler de cinsel yaşamı olumsuz etkileyebiliyor.

Önemli bir detay da, yatak odası konusu! Uzmanlar, yatak odasının bir çiftin en mahrem bölgesi olduğunu söylüyor. Bu nedenle yatak odası yalnızca cinsellik ve uyumak için kullanılmalı. Cinsel terapistler, özellikle cinsel sorunları olan çiftlere yatak odasında kitap okumayı bile önermiyor. Seks, iki bedenin değil iki ruhun bütünleşmesi. Bu yüzden yatak odasında konsantrasyon çok önemli ve konsantrasyonu bozacak uyaranlardan uzak durmak gerekiyor.

Sağlıklı bir cinsel yaşam mümkün!

Görüldüğü gibi ilişki sorunları cinsel yaşamı, cinsellikte yaşanan sorunlar da mutluluğu engelleyebiliyor. Peki seks hayatımızı ve dolayısıyla ilişkimizi kurtarmak için neler yapacağız? Özellikle iletişim sorunlarını çözmek için çaba göstermek, öfkeyi biriktirmek yerine konuşmak, kızgınlık yaratan konuları paylaşmak gerekiyor. Ayrıca, hayatımız çok sayıda stres oluşturan uyaranlarla dolu. Stresten kaçmak mümkün olmadığı için, stres yönetimini öğrenmek ve daha sağlıklı bir iletişim kurabilmek önemli. Cinsel konularla ilgili hiç konuşmayan bir çift, sorunları bulup ortaya çıkarma konusunda başarısız oluyor. Çiftlerin hoşlandıkları şeyleri birbirlerine söylemeleri, birbirlerini yönlendirmeleri cinselliği bilinmez, gizemli ve tabu olmaktan kurtarıyor.

Bir diğer önemli konu da eşitlik! Kişisel güç algısı anlamında, partnerle eşit durumda olunduğu gerçeğini kabul etmek önemli. Performans açısından bir taraf kendisini güçsüz ya da yetersiz hissediyorsa, bu aldı cinsel ilişki kalitesini olumsuz yönde etkiliyor.

Haftada kaç kez?

Bu çok tartışılan ve merak edilen bir konu olsa da, cinsellikte sayılarla ilgili kurallar olmadığını söyleyebiliriz. Örneğin, ideal bir ilişkide ‘haftada üç kez’ demek yanlış. Çünkü her ilişkinin dinamiği farklı. Cinsel ilişkinin sayısı, kişilerin hayat tarzlarına, iş yoğunluklarına, seyahat ediyorlarsa onların zamanına göre değişiyor. Dr. Eserdağ; “Haftada bir kere de ilişki olabilir, 3-4 de… burada önemli olan ilişkinin mekanik olmaması, belirli bir sayıya endekslenmemsi ve duyguyla olması. Çünkü en büyük ve en önemli cinsel organımız, beynimiz. Beyni rahat, ilişkiye konsantre çiftlerin cinsel ilişkilerinde doyum yüksek olacaktır” diyor.

Evet, ilişkide en önemli şey kesinlikle doyum. Bazen doyum, cinsel birleşme sıklığıyla değil yakınlık ve sıcaklık duygusunun hissedilmesi ve hissettirilmesiyle de sağlanabiliyor. Başka bir deyişle, her cinsel aktivite mutlaka cinsel birleşmeyle tamamlanmak durumunda değil.

İlişkinin eskisi kadar sık yaşanamaması, taraflardan birinin ilgisizliğiyle de ölçülebiliyor kimi zaman. Ancak Prof. Dr. Mehmet Sungur, bu durumun her zaman böyle yorumlanamayacağını söylüyor. “cinsel aktivitenin sıklığının azalması, eşin kendini artık eskisi kadar çekici bulmadığı kaygınsa kapılmaya neden olabiliyor. Oysa bu sıklığın azalması, eşlerin bir cinsel işlev bozukluğu yaşamalarıyla da açıklanabilir. Erkekler yaşadıkları cinsel işlev bozukluklarını dile getirmekte pek istekli olmadıklarından, bazen eşlerinin durumu böylesi yanlış anlamalarına göz yumabiliyorlar.”

Yaptığınız işi sevin, enerjiniz artsın

Sonuç olarak, iş hayatı tüm hayatımızı kapsadığı için, özel hayatımızı da etkilemeyi başarıyor. Sadece evli kadınlar değil elbette sekssi es geçen, kariyerine tutunan ve aşkı ikinci plana atarak, ilişkisine yeteri kadar önem vermeyen kadınlar da var. Sonra da 40’ına gelen ama kariyer uğruna ilişkide dikiş tutturamayan… Cinselliğin ilişkinin olmazsa olmazlarından biri olduğunu göz önüne alırsak, eğer çiftlerden biri cinsel hayatının azalmasını sorun olarak görüyorsa, ayrılıkların söz konusu olması normal. Ancak her iki kişi için cinsellik birinci planda değilse, evlilikler cinsellik olmadan da devam edebiliyor. Önemli olan çalışma hayatının yoğunluğu değil aslında, yoğun bir bir çalışma hayatından yakınıp yakınmadığımız. Prof. Dr. Sungur, “Yaptığı işi sevmeyi başaranlar ve yaptıkları işi anlamlı bulanlar, yorgun değil tersine enerjik bile olabilir” diyor. Mesajı aldınız, haydi şimdi iş başına!  

Popular Posts