aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Şubat 2016 Çarşamba
Kalbimiz daha hızlı çarpmaya, vücudumuz terlemeye, içimizi ısıtacak hormonlar salgılanmaya başlar. Bunlar aşık olmanın biyolojik belirtilerinden bazılarıdır.
Aşk insanlığın öyle önemli bir parçasını oluşturur ki kültür ve sanat alanında kazanılan ve kaybedilen aşklara dair çok sayıda eser üretilmiştir.
Fakat hayvanlar aleminde aşkın evrimi incelendiğinde, insanlığın ortaya çıkışından önce başlamış olduğu görülür. Üstelik kötü bir nedene bağlı olarak.
Bugün bildiğimiz anlamda aşk seks ile başladı. Seks ise bir organizmanın genlerini gelecek kuşaklara aktarma yöntemi olarak başlamıştı.
Sevmek için önce duyguların ifadesini bulacağı bir beyin gerekiyordu. Beynin ortaya çıkması için de yeryüzünde yaşamın başlangıcı üzerinden birkaç milyar yıl geçmesi gerekecekti.
Bundan 60 milyon yıl önce ilk primatlar ortaya çıkmış, milyonlarca yıl içinde geçirdikleri evrimle bazılarının beyni giderek büyüyüp modern insanı yaratmıştır.
Ama bir sorun vardı. Beyin büyüdükçe bebeklerin gelişimlerinin daha erken bir aşamasında doğması gerekiyordu. Aksi halde kafaları doğum kanalından geçemeyecek kadar büyük olacaktı.
Bu nedenle goril, şempanze ve insanların bebeklerini besleyip büyütmek için uzun bir süre harcaması gerekecektir.
Bu uzun çocukluk dönemi yeni riskler de yaratmıştır.
Bugün birçok primat açısından küçük bebeği olan annelerin sütten kesilinceye kadar çiftleşmeleri söz konusu olmaz. Erkeğin ona ulaşması için önce bebeğini öldürmesi gerekir. Bu amaçlı bebek öldürmelere gorillerde, maymunlarda ve yunus balıklarında rastlanır.
Londra’daki UCL Üniversitesi’nden Kit Opie ve ekibi buradan yola çıkarak ilginç bir sonuca vardı. Opie’ye göre, primatların üçte biri tek eşliydi ve bu kasıtlı bebek öldürmeleri engelleme amacı taşıyordu.
Çiftleşme ve yavru bakımı davranışlarını inceleyen ekip, 20 milyon yıldır süren tek eşliliğin ortaya çıkmasında temel etkenin bebek ölümlerini engelleme güdüsü olduğunu ortaya koydu.
Diğer canlı türleri başka yöntemler bulduğu için bütün primatların tek eşli olması gerekmemişti. Örneğin şempanzeler ve bonobolar bebek öldürme riskini ortadan kaldırmak için rastgele cinsel ilişkiye girerler. Erkekler hangi bebeklerin kendilerinden olduğunu belirleyemedikleri için onları öldürmez.
Erkek ve dişiler arasında güçlü bağların geliştiği canlı türlerinde, erkekler bebek bakımına daha fazla yardım ettiği için yavruların hayatta kalma şansı artmış, böylece evrim tek eşliliği tercih edilir kılmıştı.
Uzmanlar, eşlerin ömür boyu bir bağla birbirine bağlanmasını sağlamak için beynin önemli değişimler geçirmiş olabileceği kanısında.
Opie, bunun insanın evrimini başlatan kıvılcım olabileceğini söylüyor. Erkeklerin de bebek bakımında görev alması ilk insan topluluklarının gelişmesini, bu ise beyinlerimizin diğer primatlara kıyasla daha da büyümesini sağlamış olabilir.
Gerçekten de beyin büyüdükçe grup büyüklüğü ve işbirliğinin arttığı görülür.
Üstelik beynin aşk ile ilgili bölümlerinin insan evriminde daha yakın bir tarihe denk düştüğü görülüyor.
Aşkın en soyut haliyle beyindeki angular gyrus denen bölgeyle ilgili olduğu sanılıyor. Bu bölgenin dilin metafor gibi bazı yönleri açısından da önem taşıdığı ve sadece büyük maymunlarda ve insanda olduğu biliniyor.
Maymun ve şempanzelerde beyin emar taramaları yapılmış olmadığı için onların duyguları açısından bu bölgenin rolü bilinmiyor.
Fakat Opie’nin bebek ölümlerini engelleme amacıyla tek eşlilik sürecinin başlaması teorisi herkes tarafından kabul görmüyor.
Bazıları ise tek eşliliğin “eş koruma stratejisi”nin bir parçası olarak geliştiğini, erkeğin dişinin yanında kalarak başka kimsenin onunla çiftleşmesine izin vermeme amacı güttüğünü söylüyor.
Opie ise bu araştırmalarda kullanılan yöntemleri doğru bulmuyor.
Birçok primat eşler arası bağlılık olmadan da soyunu sürdürmeye devam ediyor. Fakat bütün primatlardaki ortak özellik anne ile yavrusu arasındaki duygusal bağ.
Bazıları, beyindeki bu duygusal süreçlerin “ele geçirilmesi” yoluyla romantik aşkın ortaya çıktığına inanıyor.
Aşkı tanımlamak zor, ancak nörologlar birbiriyle örtüşen bazı aşamalardan söz ediyor.
Bunlardan ilki cinsel arzudur. O kişiye dokunmak, kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan hormonların salgılanmasına neden olur ve onlarla birlikte olmak, görmek için güçlü bir istek duyulur.
İkinci aşama romantik aşktır. Burada da dopamin ve oksitosin kimyasalları salgılanarak insanların birbirine bağlanması sağlanır.
Yani cinsel arzu aşamasında duyulan yoğun zevkin doğrudan aşka yol açabileceği, arzulanmayan bir insanın ihtirasla sevilemeyeceği belirtiliyor.
Öte yandan beynin rasyonel karar almakla ilgili daha ileri bölgelerinin bastırıldığı söyleniyor.
Bu aşama “aşktan deliye dönülen” aşamadır. Aşık olan insanlar etrafındaki dünyayı doğru bir şekilde süzgeçten geçiremediği gibi, o insanı da eleştirel olarak değerlendirmekten uzaktır.
Sakin olmayı sağlayan serotonin hormonu da baskılanır. İnsanların aşıkken takıntılı olmasının nedeni budur.
Uzmanlar, iki birey arasındaki aşkın, birlikte çok zaman geçirerek gebeliği sağlamak üzere evrildiği kanısında.
Amaç gerçekleştirildiğinde aradaki bağ o kadar yoğun ve takıntılı değildir artık. Birkaç aydan sonra “balayı dönemi” sona erer, arkadaşlık aşaması başlar.
Artık serotonin ve dopamin seviyesi normale dönmüştür. Ama yakınlık hissi oksitosin sayesinde devam eder. Tek eşli canlılarda oksitosinin bastırılması halinde tek eşlilik durumunun sona erdiği görülmüştür.
Yani insanları bir arada tutan bağlar dopamin ve coşkulu bir heyecandan değildir, ama daha düşük düzeyde de olsa yine bir ödül söz konusudur.
Burada yeniden aşkın anne ile yavrusu arasındaki bağdan evrilmiş olması iddiasına geri dönecek olursak, uzun süreli çiftlerdeki bağ buna benzer özellikler taşır ve benzer hormonları içerir.
Ayrıca hem hayvanlarda hem de insanlarda sevdiklerinden ayrılma durumu duygusal acıya neden olur. İşte bu acıdan sakınmak için bir arada kalmak da söz konusudur.
Bu duyguların evrim tarihinde derin kökleri olduğu sanılıyor.
Beyinde limbik sistem adı verilen bölgenin aşkın her aşamasında önemli rolü olduğu biliniyor. Bu sistemin primatlardan önce de birçok canlıda var olduğu sanılıyor.
Kısacası, hayvanların beyni yüz milyonlarca yıl gelişerek bir tür sevgiye beşiklik etmiş. Bu süreçte başka etkenler devreye girerek atalarımızın beyninin büyümesine ve romantik aşkı hissetmesine neden olmuş.
İster bebek ölümlerini durdurmak amacıyla olsun, ister anne-yavru arasındaki bağa benzer bir duygusal bağın gelişmesi yoluyla, türümüzün devamını ve gelişimini aşka borçlu olduğumuz söylenebilir.
23 Şubat 2012 Perşembe
Rüyalarınızın Kadınını Bulmak İçin
Şubat 23, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Hâlâ doğru kişiyi mi arıyorsunuz? Aşağıdaki üç stratejiyi uygulayın ve doğru kadınla tanışmak artık bir şans meselesi olmaktan çıksın. Bu bilgileri sitedeki diğer ilişki ve iletişim teknikleriyle birleştirirseniz, gerçek bir aşk doktoru hâline gelebilirsiniz.
Hayallerinizdeki kadının dışarılarda bir yerlerde olduğu kesin. İşte onu bulmak için gereken taktikler:
Erkeğin Sadık Kalması Mümkün mü?
Şubat 23, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Eşiniz ya da sevgilinizi aldatmanın sonuçları sandığınızdan daha ağır olabilir. Sadakat yemininize bağlı kalmanın yöntemlerini öğrenin.
Erkekler daha ergenlik dönemiyle birlikte karşı cinsi "Skor" yapma aracı olarak görmeye başlar. 'Ne kadar çok kadın, o kadar çok mutluluk' mottosuyla geçirilen yılların ardından bir durulma dönemi başlar ve kendini güvenilir bir ilişkinin kollarına atma ihtiyacı doğar. Ciddi bir beraberliğin getirdiği huzurlu hayatla birlikte erkeğin iş hayatındaki yükselişi de genellikle eş zamanlıdır. Gel zaman git zaman bu sakin ve tekdüze hayat, erkeğin başka tatlar arayışına başlamasıyla sarsılır. Ne de olsa "her gün baklava yediğinde bıkmayacak insana" henüz rastlanmamıştır! Tabii bir de erkeğin doğası gereği çok eşli olduğunu söyleyen araştırmalar da var ki, bunlar da ihanet için uygun zemini hazırlar.
Erkekler daha ergenlik dönemiyle birlikte karşı cinsi "Skor" yapma aracı olarak görmeye başlar. 'Ne kadar çok kadın, o kadar çok mutluluk' mottosuyla geçirilen yılların ardından bir durulma dönemi başlar ve kendini güvenilir bir ilişkinin kollarına atma ihtiyacı doğar. Ciddi bir beraberliğin getirdiği huzurlu hayatla birlikte erkeğin iş hayatındaki yükselişi de genellikle eş zamanlıdır. Gel zaman git zaman bu sakin ve tekdüze hayat, erkeğin başka tatlar arayışına başlamasıyla sarsılır. Ne de olsa "her gün baklava yediğinde bıkmayacak insana" henüz rastlanmamıştır! Tabii bir de erkeğin doğası gereği çok eşli olduğunu söyleyen araştırmalar da var ki, bunlar da ihanet için uygun zemini hazırlar.
20 Şubat 2012 Pazartesi
Efendi Adamlar Neden Daha Az Tercih Edilir?
Şubat 20, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Efendi çocuk asla "Esas Kız"'ı elde edemez, asla ikinci randevuyu koparamaz. Çünkü sıkıcıdır.
Öncelikle bilinmesi gerekenler;
- Efendi adam dediğimiz yaratılıştaysanız asla "Kötü Çocuk" taklidine yeltenmeyin ama eskisi kadar da efendi olmayın.
- Kadınların gözünde efendi adam bir dilencidir verirlerse alır, kötü çocuklarsa isterse alır.
- Kadınlar kararlı ve hatta biraz hırçın adamlardan hoşlanırlar. Özellikle güzel kadınlar yanlarındaki "zor" adamın cazibelerine katkı yaptığına inanırlar.
17 Şubat 2012 Cuma
Erkeğin Güvenini ve Aşkını Geri Kazanmak
Şubat 17, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Beşer, şaşar! bir hata yaptınız; daha da kötüsü O bunu öğrendi ya da biraz daha affedilebilir bir şekilde siz kendiniz itiraf ettiniz. Kızıldı, bağrıldı, çağrıldı bir şekilde - artık hastalıklı da olsa - ilişkiye devam kararı aldınız. Peki her şey yoluna girdi mi?
Kafanıza kakmıyor, hatta daha özenli mi davranıyor? Sizi sürpriz bir şekilde dışarı çıkarmaya, elinde (saksıda olmayan) çiçekle falan mı gelmeye başladı? Aman dikkat tetikte olun, geceleri ondan önce uyumayın (şaka!).
14 Şubat 2012 Salı
10 Şubat 2012 Cuma
Aşk stilinizi biliyor musunuz?
Şubat 10, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Çalışma stiliniz ya da öğrenme stilinizi belirlemek için yollar var, peki neden aşk stili için olmasın?
Çalışma stiliniz ya da öğrenme stilinizi belirlemek için yollar var, peki neden aşk stili için olmasın? Psikolog John A. Lee yüzlerce insanla görüştükten sonra bir ilişki içinde olmanın farklı tarzlarını belirlemiş.
8 Şubat 2012 Çarşamba
Aşık mısınız Yoksa Amatör Dedektif mi?
Şubat 08, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Aşk insana neler yaptırmaz ki? Cep kurcalatır, e-mail okutturur...
Merakına yenik düşerek, adeta bir dedektif gibi büyük bir incelikle, aşık olduğu erkeğin gizli dünyasını deşifre etmeye çalışan ve hatta kıskançlık krizinin eşiğinde intikama susayan kadınlara tanıklık ediyoruz artık. Peki ya siz? Hayatınızın herhangi bir döneminde; tek bir kere dahi olsa buna cesaret edip suçluluk duymadıysanız; aşk dedektifi kesilme potansiyeliniz var demektir!
İdeal Bir Evlilik İçin İpuçları
Şubat 08, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Zıt karakterler misiniz, yoksa birbirini tamamladıkları düşünülen çiftlerden mi? Belki de benzerliklerinizdir sizi bir arada tutan...
Hepimiz masallardakine benzeyen ve sonsuza kadar mutlu süren evlilik hayalleri kursak da yaptığımız seçimler her zaman istediğimiz gibi sonuç vermiyor. Birlikte yaşam kararının çok önemli olduğunu söyleyen Psikolojik Danışman Serhat Yabancı, eş seçme kriterlerinin doğru olmasının iyi yürüyen evliliklerin sırrı olduğuna dikkat çekiyor...
31 Ocak 2012 Salı
27 Ocak 2012 Cuma
Sizden Hoşlanmıyor Olabilir
Ocak 27, 2012 | 1 Yorum |
Hayatlarının aşkını bulan arkadaşlarınız hamile kalıyor ve hatta ikinciyi doğurabiliyor. Siz ise aşkın peşinden giderken bazen hak etmediğiniz tavırlarla karşılaşabiliyorsunuz. Kabullenmek istemeseniz, arkadaşlarınızın uyarılarına kulak asmasanız bile, bazı ipuçları sizi bir aşk kazasından kurtarabilir.
Erkekler genelde hislerini belli etmekten kaçındıklarından dolayı, bizden hoşlandıklarını hareketleriyle göstermeyi daha çok tercih ederler. Yanağımıza kondurdukları küçücük bir öpücükle ya da gecenin bir yarısı sadece sesimizi duymak için açtıkları telefonla hislerini belli ederler. Bazıları ise direkt olarak ne hissettiğini söyler. Artık sizden hoşlanmadıklarını söylemeleri ise onlar için çok zor olabilir. Dürüst olmaktan kaçınıp sizden hemen ayrılmayan bir erkekle zaman kaybetmemek ve üzülmemek için bazı ipuçlarına dikkat etmeniz gerekebilir.
25 Ocak 2012 Çarşamba
Çal telefonum çal!
Ocak 25, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Kulağınız sürekli telefonda... Ondan telefon bekliyorsunuz ama o sizi bir türlü aramıyor. Peki ama neden?
Bakışlarınızı, gülüşlerinizi ve tutkunuzu paylaştığınız bir erkek... Üstelik ona telefon numaranızı da verdiniz. Acaba sizi aramaması için geçerli sebepleri olabilir mi? Hemen telaşa kapılmayın!
24 Ocak 2012 Salı
Sevgiliniz çatlak olabilir mi?
Ocak 24, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Takıntılı kişilik bozukluğuna dair bir kaç ipucuna gözatmak lazım. Çoğu zaman kapris olarak algılayıp geçtiğimiz davranışlar ciddi dengesizlikler olabilir.
Vücut ölçüleri takıntısı
Kız arkadaşınız devamlı iğrenç göründüğünden söz eder. Halbuki size göre gayet iyidir. Bunun sonu evi terk etmeyi reddetmesine dek varabilir. Zira takıntısı o kadar güçlüdür ki, onu görenlerin sirke katılmayı tavsiye edecekleri korkusuna kapılmıştır.
20 Ocak 2012 Cuma
Doğru Erkek Tamam: Peki Ya Ailesi?
Ocak 20, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Doğru insanla tanıştınız. Ve daha da önemlisi o da sizin için aynısını düşünüyor. Sizi çekici, güzel ve şaşırtıcı buluyor ama etkilemeniz gereken tek insan o değil!
Annesinin rahatsız edici bakışları yüzünden aşktan vazgeçmemelisiniz ama yine de biliyorsunuz ki o kocaman ve mutlu bir aile olabilmeyi tercih eder. Üstelik sizin de onu taraf seçmek zorunda bırakmayı isteyeceğinizi düşünemiyoruz. Öyleyse biraz çaba harcamak lazım, işte bizden size kendinizi sevdirmeniz için birkaç öneri:
Kendinizi gösterin. Eğer ailesi ile buluşmayı/görüşmeyi sürekli ertelerseniz, onlardan kaçtığınızı düşünebilirler. Daha da kötüsü, aileye değer vermediğinizi de düşünebilirler. Bu yüzden akşam yemek davetlerini coşkuyla kabul etmeli ve düzenli aile geleneklerinde yerinizi almalısınız. Yılbaşında evde oturup yiyip içerek vakit geçirmek size göre olmayabilir ama unutmayın ki sevdiğiniz insan hayatının büyük bir bölümünde bunu yaptı. Ve eğer onlara buyum sağlar ve yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmezseniz, sadece sevdiğiniz insanın minnetini kazanmayacak, aile tarafından da kabul görmeye başlayacaksınız.
Yardım önerin. Akşam yemeği için ailesinin evindesiniz… Salatayı hazırlamayı ya da masayı kurmayı önermenizin hiç bir sakıncası olmaz emin olun! Ya da küçük kız kardeşi hayatında ilk defa iş başvurusu mu yapıyor, deneyimlerinizi paylaşmaya ne dersiniz? Çaba harcadığınızı göstermeniz, sevgilinize değer verdiğinizi gösterir.
Onları yemeğe çağırın. Daveti her zaman karşı taraftan beklemeyin ve sevgilinizle birlikte hazırlayacağınız bir sofrada onları görmekten keyif alacağınızı belirten bir davette bulunun. Bu size şimdiye kadar gösterdikleri cömertlik için ne kadar minnettar olduğunuzu göstermekle kalmaz, aynı zamanda onlar için hala bebek olan çocuklarına bakabilecek kapasite ve donanımda olduğunuzun da altını çizer.
Düşünceli olun. Aile bireylerinin doğum günleri, yıl dönümleri, başarıları gibi kutlanmaya müsait zamanları hatırlayın ve düşünceli jestler/hediyeler ile hatırladığınızı/ilginizi belli edin. Yıldönümlerini kutlamak için anne ve babasına hediye edeceğiniz kaliteli bir şarap genel olarak çok uygun bir hediye gibi görünse de insanların ilgi alanları ve yaşam tarzlarına önem vermeli ve buna göre kararlar ve hediyeler almalısınız.
Yaşamlarına ilgi gösterin. Bunu uygulamanız aile üyeleri ile hali hazırda bir diyalogunuz var ise elbette daha kolay olacaktır. Kardeşi rock müzik ve bilgisayar oyunlarından mı hoşlanıyor? Henüz keşfetmediği bir grubu önerebilir ya da en sevdiğine bir konser bileti ayarlayabilirsiniz. Onlara ilgi göstermeniz, onların da sizin hakkınızda daha çok şey merak etmesine sebep olacaktır ve dolayısıyla sizi daha yakından tanımaya çalışmalarına…
Kendinizi kontrol edin. Biraz sabırlı olmayı öğrenmelisiniz ki bu bazen onun ailesinin evinde geçirilecek bir geceyi ayrı yataklarda noktalamak anlamına geliyor olabilir. Kendinizi kontrol edin ve insanların öncelikle birlikte olduğunuz fikrine alışmalarını sağlayın.
Gerçekten, kendinizi kontrol edin! Annesi birbirinizi çoktan çıplak gördüğünüzün elbette bilincinde ama bunu aklında tutmayı pek sevmiyor olabilir. Yani karşılıklı çay içerken ve ona oğluna olan tutkunuzu anlatırken kendinizi çok fazla kaptırmamaya ve neden bahsedip neden bahsetmemeniz gerektiğini hatırlamaya ihtiyacınız olacak. Ve bir süre için de olsa el ele tutuşmak size yetse iyi olur, doymak bilmediğiniz öpücükler ya da en rahat ettiğiniz yer olan sevgili kucağından biraz uzak durmayı becerebilirsiniz, değil mi?
Tavsiyelerini incelikle kabul edin. Ebeveynleri talep edilmemiş tavsiyelerine başladığında savunmaya geçmek normal bir tepki olsa bile bunu yapmayın ve nereden geldiklerini unutmayın. Üstelik size tavsiye vermelerinin sebebi büyük ihtimalle sizi önemsemeleri ve gerçekten yardım etmek istemeleri olabilir. Burnunu sokmaları, sizi yargıladıkları anlamına gelmek zorunda değil, en azından böyle düşünmek daha rahat davranmanıza sebep olacak…
Partneriniz hakkında eleştirici olmayın. Ailesiyle ilgili ona takılmak, şakalar yapmak cezbedici bir fikir olabilir, ama abartmamalısınız. Önemli bir çizgiyi geçmek üzere olabilirsiniz. Özellikle de annesi hakkında konuşurken, sevgilinize hayat veren insanın o olduğunu unutmamalısınız ve sadece doğurmakla kalmayıp büyüttüğünü de. Eğer o sizin bir tehdit olduğunuzu algılarsa, ipinizi düşünmeden çekecektir.
Ve Tanrı aşkına, onlara karşı da eleştirici olmayın. Sizinkinden çok farklı bir politik ya da dini inançları varsa… Bunun bir tercih olduğunu unutmayın. Eğer sizi bu konularda bir tartışmanın içine çekmek isterlerse, fikirlerinizi saklamayın ama onların yanlış düşündüklerine de inandırmaya çalışmayın. Samimi bir gülücük ve “Bu konuda anlaşmamakta anlaşmalıyız” demek yeterli olacaktır.
Kız Arkadaşınızın Ara Vermeye İhtiyacı Var!
Ocak 20, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Kız arkadaşınız size ara vermek istediğini söylediğinde ne yapmak gerekir?
Kız arkadaşınız bundan böyle bir araya ihtiyacı olduğunu söylüyor. Hayır, “Konuşmalıyız” Mutsuz olduğunu anlamak için ince ipuçlarına ihtiyaç yok. Sadece bahsediyor, konuşma arasında. Araya mı ihtiyacı var? Bu da ne demek şimdi?
Esas olarak, bu herşeyi berbat ettiği anlamına geliyor. Bu durumda, kendinizi biranıza gömülmüş ve mikrodalgada pişmiş yiyecekler yerken bulmak istemiyorsanız bizim tavsiyelerimize kulak verin.
Ne demek istiyor?
Araya ihtiyacı olduğunu söylediğinde, bunu birkaç şekilde yorumlayabilirsiniz. Ve tekrar düşünmesi için yalvarmadan önce "araya ihtiyacım var" ile tam olarak ne demek istediğini belirlemeniz gerekiyor.
1-Emekleyen çocukların aksilik, huysuzluk yaptıklarında ve nefeslerini tuttuklarında, kadınlar eski "Araya ihtiyacım var" cümlesini gündeme getirirler. Bu, genellikle istediğini almasına izin vermeniz için sizi kullanmak amacıyla söylenir. Özellikle de eğer bağlılık-fobik bir yapınız varsa
2-Kendi kendine kalmaktan hoşlanan sert bağımsız tipler ilişkide boğulduğunu düşünüyorsa araya ihtiyacı olduğunu telaffuz ederler.
3-Davranışlarınızı değiştirmeniz için ara vermeye başvurabilir. Özellikle de ona eskimiş, sevilmeyen bir çorap gibi davranıyorsanız. Bir sonraki uyarıya kadar tüm ayrıcalıklarınızdan yoksun kalmaya zorlanmak gibi birşeydir.
4-En kötü senaryo: Bittiğini söylemekten o kadar korkuyordur ki, size yanlış umut vererek korkakça bir çıkış yolunu tercih eder.
Sonra ne olur?
Size ara vermek istediğinde bazı temel kuralları oluşturmak çok önemlidir.
1-Aranın uzunluğunu belirleyin. Birkaç hafta mı sürecek yoksa birkaç ay mı? Zamanı belirsiz bırakmayın. Süre dolduğunda, yetişmeye çalışın ve nerede durduğunuzu yeniden değerlendirin. Bir ay her gece arkadaşlarınızla barda takılarak, bira ve tuzlu krakerlerle beslenerek, bir kadının sizin hareketlerinizi kısıtlamasına izin vermektir.
2-Başkalarıyla görüşmeye izinli olup olmadığınıza ve "görüşmenin" öpüşmeye veya sevişmeye kadar ileri gidip gidemeyeceğine karar verin. Uyarı sözcükleri: Eğer yeni bulduğun özgürlüğünle sersemlersen ve ilk haftada elleri veya kolları olan ilk şeyle ilişkiye girersen ve sevgilin bunu öğrenirse, bu ara kalıcı bir ara olur.
3-Sıfır iletişim kuralını uygulayın. Bir aranın başarılı olabilmesi için uygun bir ara olması gerekir. Zor olacaktır, ancak onun geri gelmesini istiyorsanız, aniden ve tamamen bitirmelisiniz. Eğer her beş dakikada bir "Seni seviyorum" demek için ararsanız sizi özlemeyecektir.
4-En yakın arkadaşıyla konuşun. Muhtemelen size gerçekte neler olup bittiğini söyleyecektir.
Ara boyunca ne yapacaksınız?
Onun evinin dışında her hareketini takip etmek için çok güçlü dürbünler kullanarak arabanızın içinde kamp kurmayın. İstediği boşluğu verin ona. Yapışkan olmak hiç hoş değildir. Onu aramak için bahaneler yaratmayın. Arabanızın arkasında en sevdiği süeteri bulabilirsiniz veya haftaya annenizin doğum günü olduğunu hatırlatmak isteyebilirsiniz. Emin olun, sizinle konuşmak isterse sizi arayacaktır. Davranışlarınızın ve ilişkinizi ilerletmenin yolları üzerine yoğunlaşın. Kız arkadaşınız size başkalarıyla görüşmenin kapılarını açmış olsa bile, ilişkinin bittiğinden emin olmadıkça başkasıyla birlikte olmayın. Günlerinizi can sıkıntısıyla geçirmeyin. Bu zamanı akıllıca değerlendirin. Sevgi dolu bir çiftin bir yarısıyken ihmal ettiğiniz arkadaşlarınızla vakit geçirmek için ideal bir fırsat bu. Yeni bir spora başlayın, yeni beceriler geliştirin, sizi mutlu eden şeyleri, bu ilişkiyi sevgilinizi gerçekten sevdiğiniz için mi yoksa alışkanlıktan mı yoksa yalnız kalmaktan korktuğunuz için mi sürdürdüğünüzü keşfetmeye çalışın.
Buradan nereye?
Ayrılık için anlaşılan süre dolar dolmaz, yapma veya bozma zamanıdır artık. Bıraktığınız yerden devam etme kararı aldıysanız, tebrikler, fakat kendinize zaman ayırmayı unutmayın. Sadece bir ilişkinin ortağı olmanız, kişiliğini kaybetmeniz veya başkasının cebinde yaşamanız anlamına gelmez. Ayrıca, ara vermek yerine sorunları çözme konusunda bir anlaşmaya varın. Eğer bu kişi evleneceğiniz ve çocuk sahip olacağınız kişiyse, ufukta her sorun göründüğünde eşinizin kaçmayacağından emin olmalısınız.
Kız arkadaşınız bundan böyle bir araya ihtiyacı olduğunu söylüyor. Hayır, “Konuşmalıyız” Mutsuz olduğunu anlamak için ince ipuçlarına ihtiyaç yok. Sadece bahsediyor, konuşma arasında. Araya mı ihtiyacı var? Bu da ne demek şimdi?
Esas olarak, bu herşeyi berbat ettiği anlamına geliyor. Bu durumda, kendinizi biranıza gömülmüş ve mikrodalgada pişmiş yiyecekler yerken bulmak istemiyorsanız bizim tavsiyelerimize kulak verin.
Ne demek istiyor?
Araya ihtiyacı olduğunu söylediğinde, bunu birkaç şekilde yorumlayabilirsiniz. Ve tekrar düşünmesi için yalvarmadan önce "araya ihtiyacım var" ile tam olarak ne demek istediğini belirlemeniz gerekiyor.
1-Emekleyen çocukların aksilik, huysuzluk yaptıklarında ve nefeslerini tuttuklarında, kadınlar eski "Araya ihtiyacım var" cümlesini gündeme getirirler. Bu, genellikle istediğini almasına izin vermeniz için sizi kullanmak amacıyla söylenir. Özellikle de eğer bağlılık-fobik bir yapınız varsa
2-Kendi kendine kalmaktan hoşlanan sert bağımsız tipler ilişkide boğulduğunu düşünüyorsa araya ihtiyacı olduğunu telaffuz ederler.
3-Davranışlarınızı değiştirmeniz için ara vermeye başvurabilir. Özellikle de ona eskimiş, sevilmeyen bir çorap gibi davranıyorsanız. Bir sonraki uyarıya kadar tüm ayrıcalıklarınızdan yoksun kalmaya zorlanmak gibi birşeydir.
4-En kötü senaryo: Bittiğini söylemekten o kadar korkuyordur ki, size yanlış umut vererek korkakça bir çıkış yolunu tercih eder.
Sonra ne olur?
Size ara vermek istediğinde bazı temel kuralları oluşturmak çok önemlidir.
1-Aranın uzunluğunu belirleyin. Birkaç hafta mı sürecek yoksa birkaç ay mı? Zamanı belirsiz bırakmayın. Süre dolduğunda, yetişmeye çalışın ve nerede durduğunuzu yeniden değerlendirin. Bir ay her gece arkadaşlarınızla barda takılarak, bira ve tuzlu krakerlerle beslenerek, bir kadının sizin hareketlerinizi kısıtlamasına izin vermektir.
2-Başkalarıyla görüşmeye izinli olup olmadığınıza ve "görüşmenin" öpüşmeye veya sevişmeye kadar ileri gidip gidemeyeceğine karar verin. Uyarı sözcükleri: Eğer yeni bulduğun özgürlüğünle sersemlersen ve ilk haftada elleri veya kolları olan ilk şeyle ilişkiye girersen ve sevgilin bunu öğrenirse, bu ara kalıcı bir ara olur.
3-Sıfır iletişim kuralını uygulayın. Bir aranın başarılı olabilmesi için uygun bir ara olması gerekir. Zor olacaktır, ancak onun geri gelmesini istiyorsanız, aniden ve tamamen bitirmelisiniz. Eğer her beş dakikada bir "Seni seviyorum" demek için ararsanız sizi özlemeyecektir.
4-En yakın arkadaşıyla konuşun. Muhtemelen size gerçekte neler olup bittiğini söyleyecektir.
Ara boyunca ne yapacaksınız?
Onun evinin dışında her hareketini takip etmek için çok güçlü dürbünler kullanarak arabanızın içinde kamp kurmayın. İstediği boşluğu verin ona. Yapışkan olmak hiç hoş değildir. Onu aramak için bahaneler yaratmayın. Arabanızın arkasında en sevdiği süeteri bulabilirsiniz veya haftaya annenizin doğum günü olduğunu hatırlatmak isteyebilirsiniz. Emin olun, sizinle konuşmak isterse sizi arayacaktır. Davranışlarınızın ve ilişkinizi ilerletmenin yolları üzerine yoğunlaşın. Kız arkadaşınız size başkalarıyla görüşmenin kapılarını açmış olsa bile, ilişkinin bittiğinden emin olmadıkça başkasıyla birlikte olmayın. Günlerinizi can sıkıntısıyla geçirmeyin. Bu zamanı akıllıca değerlendirin. Sevgi dolu bir çiftin bir yarısıyken ihmal ettiğiniz arkadaşlarınızla vakit geçirmek için ideal bir fırsat bu. Yeni bir spora başlayın, yeni beceriler geliştirin, sizi mutlu eden şeyleri, bu ilişkiyi sevgilinizi gerçekten sevdiğiniz için mi yoksa alışkanlıktan mı yoksa yalnız kalmaktan korktuğunuz için mi sürdürdüğünüzü keşfetmeye çalışın.
Buradan nereye?
Ayrılık için anlaşılan süre dolar dolmaz, yapma veya bozma zamanıdır artık. Bıraktığınız yerden devam etme kararı aldıysanız, tebrikler, fakat kendinize zaman ayırmayı unutmayın. Sadece bir ilişkinin ortağı olmanız, kişiliğini kaybetmeniz veya başkasının cebinde yaşamanız anlamına gelmez. Ayrıca, ara vermek yerine sorunları çözme konusunda bir anlaşmaya varın. Eğer bu kişi evleneceğiniz ve çocuk sahip olacağınız kişiyse, ufukta her sorun göründüğünde eşinizin kaçmayacağından emin olmalısınız.
19 Ocak 2012 Perşembe
Ayrılığın 7 faydası
Ocak 19, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Ayrılık, mutsuz bir son gibi görünse de her ayrılık öyle değildir. Bazen ayrılığın yararı da dokunur insana. Ayrılık sandığınız şey, ilişkinizi ve sizi güçlendirmeye yarayabilir. İşte, her yönüyle ayrılığın yararları…
Ayrılık, istenmeyen bir sondur, evet. Ama bazen kaçınılmazdır da… Eşler hala birbirlerini sevdikleri halde ayrılıktan söz etmek zorunda kalmış olabilirler. İşte, bu kaçınılmaz zamanlarda duruma iyi taraflarından bakmakta yarar vardır. Belki de sizin ayrılık sandığınız şey, aslında ilişkinizi güçlendirmeye yarayacaktır. Tabii bu, ayrılık dönemini nasıl değerlendirdiğinize bağlıdır. Çünkü ayrılık her zaman sevgi bittiği için olmaz, bazı sorunlar ilişkinin bitmesi için yeterlidir.
Ayrılık, istenmeyen bir sondur, evet. Ama bazen kaçınılmazdır da… Eşler hala birbirlerini sevdikleri halde ayrılıktan söz etmek zorunda kalmış olabilirler. İşte, bu kaçınılmaz zamanlarda duruma iyi taraflarından bakmakta yarar vardır. Belki de sizin ayrılık sandığınız şey, aslında ilişkinizi güçlendirmeye yarayacaktır. Tabii bu, ayrılık dönemini nasıl değerlendirdiğinize bağlıdır. Çünkü ayrılık her zaman sevgi bittiği için olmaz, bazı sorunlar ilişkinin bitmesi için yeterlidir.
Aşk ve evlilik siteleri bizi nereye sürüklüyor?
Ocak 19, 2012 | Henüz Yorum Yapılmamış |
Çağımızın temel sorunlarından biri olarak görülen yalnızlık, özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanları etkisi altına alıyor. Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, günümüzde modern insanların yalnızlığın çaresini internette bulduğunu belirtiyor.
İnternet insanları birbirine yaklaştırırken aslında daha büyük bir yalnızlığa mahkum ediyor. Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, neredeyse konuşmayı unutan, mesajlarla iletişim yolunu keşfeden modern toplum insanının artık duygularını da kablolar üzerinden gerçekleştirdiğini ifade ediyor. Her geçen gün eskilerinin yanına bir yenisi daha eklenen arkadaş, sevgili ve eş bulma sitelerinin binlerce kadın ve erkek üyesiyle duyguları internet üzerinden evlerimize taşıdığını belirtiyor.
Aynı evde iki yabancıya dönüşmek
Asosyalleşen ve iletişim problemi yaşayan ya da hayatın hızlı akışı içinde kaybolmuş pek çok bireyin; tanışmak, sevgili olmak hatta evlenebilmek umuduyla bu siteleri ziyaret ediyor. Bekar, dul, boşanmış, evli yada ayrı yaşayan pek çok kadın ve erkeğin buluştuğu bu sitelerin dejenere olmuş ikili ilişkilere de ayna tutuyor. Örneğin, evlerinin farklı odalarında evli ama yabancılaşmış bir çiftin her bir mensubu da bu sitelerin ziyaretçisi olarak boy gösteriyor.
Kimi doyum sağlayamadığı cinsel hayatına renk katmak kimi de eşi tarafından yeter kadar ilgi görmediği için giriyor bu sitelere. Problemleri çözmek yerine, eskisinin yerini bir yenisiyle doldurmaya çalışıyorlar.
Sahte profiller kendimize yabancılaşmanın kanıtı
Diğer taraftan kimliğimizi saklayabilmenin ya da bürünmek istediğimiz kimliklere sahip olmanın da iyi bir yolu bu siteler ve oluşturulan profiller. Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, kendimize yabancılaşmanın bir kanıtının da bu olduğunu belirtiyor. Karşımızdakinin yüzüne kolayca söyleyemeyeceklerimizi özgürce ifade edebilmek, kusurlarımızı kolayca saklayabilmek ve hatta kusursuz görünebilmek sanal bir kişiliğe bürünmenin avantajları olsa gerek diye ifade ediyor.
İnternet sosyo-ekonomik durum gözetmiyor
Üniversite mezunu, sosyo- ekonomik düzeyi yüksek bireylerin de çok sık tercih ettiği bu sitelerden, genellikle yakın çevrelerinin de haberi olmuyor . Hatta bu durumdan utanıyorlar ama iş ve özel hayatın kesiştiği yerde bir boşluk var ve bunu da doldurmanın en kolay yolu seyrettiğimiz diziyi dahi kaçırmadan klavyenin tuşlarına dokunmak…
Sosyal ilişkileri ve hatta evliliklerdeki iletişimi yok eden televizyondan sonra bilgisayar ve internet de ona eşlik edip duygu dünyamızı fethetmeyi başarırken diğer taraftan da Avrupalılaşma ya da medenileşme adı altında yok olan alt kültürümüzün bir parçasının daha elden gidiyor.
Sanal arkadaşlıklar çok kolay tüketiliyor
İnternet yoluyla arkadaş edinmenin olumsuz yönlerinden biri ilişkiye emek vermeden kolayca tüketmek olarak görülüyor. Çünkü seçenek çok ve ulaşmak çok kolay. Biri olmazsa diğeri olur derken aslında gerçek arayışımızın ne olduğunu unutup, bir süre sonra da doyum noktasından uzaklaşabiliyoruz. Kolayca söylenebilen yalanlar ve çok sık yaşanan hayal kırıklıkları reel dünyada yaşananların kat kat üstünde yaşanabiliyor bu arkadaşlık sitelerinde ve sonuç olarak da ciddi duygusal yaralanmalar ortaya çıkabiliyor. Sonuç olarak teknolojiyi kendisine hizmet ettirme çabası içerisinde olması gereken insanoğlu duygusal ve sosyal hayatını bile şartsız koşulsuz ona teslim ederek tehlikeli bir serüvenin içinde kendini ruhsal problemlerin kucağına bırakıyor.
İnternet insanları birbirine yaklaştırırken aslında daha büyük bir yalnızlığa mahkum ediyor. Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, neredeyse konuşmayı unutan, mesajlarla iletişim yolunu keşfeden modern toplum insanının artık duygularını da kablolar üzerinden gerçekleştirdiğini ifade ediyor. Her geçen gün eskilerinin yanına bir yenisi daha eklenen arkadaş, sevgili ve eş bulma sitelerinin binlerce kadın ve erkek üyesiyle duyguları internet üzerinden evlerimize taşıdığını belirtiyor.
Aynı evde iki yabancıya dönüşmek
Asosyalleşen ve iletişim problemi yaşayan ya da hayatın hızlı akışı içinde kaybolmuş pek çok bireyin; tanışmak, sevgili olmak hatta evlenebilmek umuduyla bu siteleri ziyaret ediyor. Bekar, dul, boşanmış, evli yada ayrı yaşayan pek çok kadın ve erkeğin buluştuğu bu sitelerin dejenere olmuş ikili ilişkilere de ayna tutuyor. Örneğin, evlerinin farklı odalarında evli ama yabancılaşmış bir çiftin her bir mensubu da bu sitelerin ziyaretçisi olarak boy gösteriyor.
Kimi doyum sağlayamadığı cinsel hayatına renk katmak kimi de eşi tarafından yeter kadar ilgi görmediği için giriyor bu sitelere. Problemleri çözmek yerine, eskisinin yerini bir yenisiyle doldurmaya çalışıyorlar.
Sahte profiller kendimize yabancılaşmanın kanıtı
Diğer taraftan kimliğimizi saklayabilmenin ya da bürünmek istediğimiz kimliklere sahip olmanın da iyi bir yolu bu siteler ve oluşturulan profiller. Psikolog Ayşe Yanık Knudsen, kendimize yabancılaşmanın bir kanıtının da bu olduğunu belirtiyor. Karşımızdakinin yüzüne kolayca söyleyemeyeceklerimizi özgürce ifade edebilmek, kusurlarımızı kolayca saklayabilmek ve hatta kusursuz görünebilmek sanal bir kişiliğe bürünmenin avantajları olsa gerek diye ifade ediyor.
İnternet sosyo-ekonomik durum gözetmiyor
Üniversite mezunu, sosyo- ekonomik düzeyi yüksek bireylerin de çok sık tercih ettiği bu sitelerden, genellikle yakın çevrelerinin de haberi olmuyor . Hatta bu durumdan utanıyorlar ama iş ve özel hayatın kesiştiği yerde bir boşluk var ve bunu da doldurmanın en kolay yolu seyrettiğimiz diziyi dahi kaçırmadan klavyenin tuşlarına dokunmak…
Sosyal ilişkileri ve hatta evliliklerdeki iletişimi yok eden televizyondan sonra bilgisayar ve internet de ona eşlik edip duygu dünyamızı fethetmeyi başarırken diğer taraftan da Avrupalılaşma ya da medenileşme adı altında yok olan alt kültürümüzün bir parçasının daha elden gidiyor.
Sanal arkadaşlıklar çok kolay tüketiliyor
İnternet yoluyla arkadaş edinmenin olumsuz yönlerinden biri ilişkiye emek vermeden kolayca tüketmek olarak görülüyor. Çünkü seçenek çok ve ulaşmak çok kolay. Biri olmazsa diğeri olur derken aslında gerçek arayışımızın ne olduğunu unutup, bir süre sonra da doyum noktasından uzaklaşabiliyoruz. Kolayca söylenebilen yalanlar ve çok sık yaşanan hayal kırıklıkları reel dünyada yaşananların kat kat üstünde yaşanabiliyor bu arkadaşlık sitelerinde ve sonuç olarak da ciddi duygusal yaralanmalar ortaya çıkabiliyor. Sonuç olarak teknolojiyi kendisine hizmet ettirme çabası içerisinde olması gereken insanoğlu duygusal ve sosyal hayatını bile şartsız koşulsuz ona teslim ederek tehlikeli bir serüvenin içinde kendini ruhsal problemlerin kucağına bırakıyor.
12 Ocak 2012 Perşembe
Popular Posts
-
TAI CHI NEDİR? Tai Chi Chuan ’ın temeli İÖ 2000 yıl önce eski Hindistan'da yapılan yoga çalışmalarına dayanır. Fakat Çin felsefesinin...
-
Bir erkeğin hayatında gerçekten başka bir kadın için bir yer olabilir mi, olmalı mı? Bir kadınla bir erkek gerçekten sadece arkadaş olabil...
-
Vücudumuzu yöneten beynin, bazı baskılarla görevini yapamaz hale geldiği biliniyor. Yapılan bir araştırmada beynin düşünce ve tasarım yeten...






















