Kültür ve Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür ve Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2018 Salı

Stan Lee hayatını kaybetti


Spider Man, Fantastik Dörtlü, X-Men, Daredevil, Hulk ve Iron Man gibi Marvel karakterlerinin yaratıcısı Stan Lee hayatını kaybetti.


Lee ailesinin avukatı Kirk Schenck, yaptığı açıklamada, Örümcek Adam, X-Man, Fantastik Dörtlü gibi unutulmaz süper kahramanların yaratıcısı Marvel Comics'in kurucusu Lee'nin bu sabah Los Angeles'da hayata gözlerini yumduğunu duyurdu.

Lee'nin ölüm nedenine dair detay paylaşılmadı.

Stan Lee, 28 Aralık 1922'de ABD'nin New York kentinde doğmuştu.

STAN LEE KİMDİR?

Stan Lee, 28 Aralık 1922, New York doğumlu, Amerikalı çizgi roman yazarıdır. Spider Man, Fantastik Dörtlü, X-Men, Daredevil, Hulk ve Iron Man süper kahraman karakterlerini yaratmıştır. Stanley Martin Lieber 1922'de New York'da doğdu. Ailesi maddi sorunlar çekiyordu. Okulu bıraktıktan sonra çizgi roman yayınlama şirketi Timely'de çalışmaya başladı. 

İlk hikâyesi 1942 yılında Kaptan Amerika hakkındaydı. Stan Martin, S.T. Anley gibi farklı isimler altında yazılar yazdı fakat Stan Lee'yi seçti. Timely, ismini Marvel Comics olarak değiştirdi. Stan Lee yeni karakterler yaratmaya devam etti. Fantastik Dörtlü'yü 1961 yılında yarattı ve bunu Hulk takip etti. Bir yıl sonra ise Örümcek adam'ı yayınladı. Daredevil ise 1964'te ortaya çıktı. Tüm bu karakterler Stan Lee'yi çok başarılı kıldı.

Stan Lee'nin 2010 yılında sunduğu "Stan Lee'nin Süper İnsanları" adlı televizyon dizisi Türkiye'de 3 yıl sonra 2013 Eylül'ünde yayınlanmaya başlamıştır. Bu dizide Stan Lee, kendisinin "süper insan" olduğunu iddia eden insanları tanıtmıştır. Dizi şu an TRT HD kanalında yayınlanmaktadır.

4 Ekim 2018 Perşembe

Avrupa Parlamentosu, Netflix'e Yabancı İçerik Kotası Getirdi


Avrupa Parlamentosu, Netflix ve Amazon Prime gibi yayın akışı servislerinde bulunan içeriklere kota getirdi.

Avrupa'da 'yerli' film, dizi ve müzik üretimi uzun süredir pek çok farklı uygulamayla destekleniyor. Yerel yapımcıların büyük yapımcılarla rekabetinde denge sağlamak için alınan bir dizi önleme ve sınırlamaya bir yenisi daha eklendi.

Artık Avrupa'da yayın yapan platformların içeriklerinin en az %30'u yerli olmak zorunda yani Netflix yabancı içerikler konusunda Avrupa'da hayli sınırlandırılmış durumda.

Strazburg'da gerçekleştirilen bir toplantı esnasında oylamaya sunulan kararda pek çok farklı konu başlığı da mevcut. Özellikle çocuk ve gençlerin içerik ve yayın akışı platformlarında maruz kaldığı şiddet ögesi içeren yapımların denetlenmesi ve engellenmesi gibi konularda da kritik kararlar alan parlamentonun kararı 132'ye karşı 452 oyla kabul edildi.

Avrupa benzer önlemleri uzun zamandır uyguluyor hatta öyle ki çoğu Avrupa ülkesinde yerli filmlerin bilet fiyatlarına vergiler dahil olmuyor. Bu konudaki hassasiyeti sayesinde özellikle film yapımı konusunda hayli başarılı noktalara gelen Avrupa, internet yayıncılığında da dev şirketlerin içerikleriyle pazarı ele geçirmesine izin vermeyecek gibi duruyor.

1 Ekim 2018 Pazartesi

Charles Aznavour hayatını kaybetti

AFP ajansının aktardığına göre dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavour 94 yaşında hayatını kaybetti.
Ermeni asıllı Fransız şarkıcı Charles Aznavour'un sözcüsü, AFP ajansına yaptığı açıklamada, 'Fransa'nın Frank Sinatra'sı' olarak görülen şarkıcının öldüğünü duyurdu.



Turne için gittiği Japonya'dan yeni dönen 94 yaşındaki Aznavour'un Fransa'nın güneyindeki Alpilles'te bulunan evinde hayatını kaybettiği belirtildi.
Aznavour geçen yıl kolunu kırdığı için birçok konserini iptal etmek zorunda kalmıştı.
​1924'te Gürcistan göçmeni bir baba ve Türkiye göçmeni bir annenin çocuğu olarak Paris'te doğan Aznavour, önceleri ünlü isimlere yaptığı bestelerle müzik dünyasında tanındı. 30'lu yaşlardan sonra Fransa çapında üne kavuşan şarkıcı, 1400 civarında beste ve seslendirdiği şarkılarla dünya çapında üne kavuştu. 80 filmde oynayan Aznavour, kariyeri boyunca 180 milyon albüm satmayı başardı.




2009'da Ermenistan'ın İsviçre Büyükelçisi olarak atanan Aznavour, 1995'ten beri de Ermenistan'ın Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) nezdinde daimi temsilciliği görevini yürütüyordu.
Aznavour, bu yılın başında mülteciler hakkındaki sözleri nedeniyle tepki çekmişti. Sunucunun, Fransa'daki göçmenlere mesafeli yaklaşmasına dair görüşünü sorması üzerine ünlü şarkıcı, "Bu insanlar arasında olağanüstü yeteneklere sahip kişiler olabilir, bir ayrıştırma yapmalıyız. Herkesi kabul edemeyiz, bir ayrıştırma yaparak çok ilginç kişileri aradan seçebiliriz" ifadelerini kullanmıştı.




Charles Aznavour kimdir?

Charles Aznavour, 1 Ekim 2018 tarihinde hayata gözlerini yummasının ardından birçok vatandaşın araştırdığı isim oldu. Fransa'da yaşayan ve şarkıclarıyla hatırlanan Ermeni kökenli isim, söz yazarlığı ve oyunculuk deneyimlerine de sahiptir.

Charles Aznavour, 22 Mayıs 1924 tarihinde Paris'te dünyaya geldi. Fransa’ya Gürcistan’dan göç eden babası Michael Aznavourian şarkıcı, İzmir'den göç eden annesi Knar Baghdasarian ise oyuncuydu.

"Caucase" isimde bir lokantaları vardı. Sanatçı bir aileden geldiğinden küçük yaşta tiyatroyla tanışan Aznavour henüz dokuz yaşındayken oyunlarda rol alıp şarkı söylemeye başladı.

Küçük kumpanyalarda şarkı söyleyerek başlayan kariyerinin dönüm noktası ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf'la tanışması oldu. Piaf’la birlikte Amerika’ya ve Avrupa’nın çeşitli kentlerine düzenledikleri turneler sonucu dünyaca ünlü bir şarkıcı haline geldi.

Altı dilde (Fransızca, İngilizce, İtalyanca, İspanyolca, Almanca ve Rusça) dilde şarkı söyleyebilen çok yönlü bir sanatçı olan Aznavour’un dünyanın dört bir yanında pek çok hayranı vardır. Ana dili Fransızca dışında, İngilizce ve Almanca da konuşur, ama Ermenice bilmemektedir.

Bugüne dek, altmışa yakın filmde rol alan Aznavour yüzlerce beste yapmış ve şarkı sözleri yazmıştır. Fransa`nın Frank Sinatra`sı olarak da lanse edilen Aznavour`un hemen hemen bütün parçaları aşkla ilgilidir. 1970'lerde "Dance in the Old Fashioned Way" ve "She" parçalarıyla İngiltere'de büyük başarı elde etti.


Charles Aznavour 1 Ekim 2018 tarihinde hayata gözlerini yummuştur.

26 Şubat 2016 Cuma

İftarlık Gazoz'da anlatılan kimin hikayesi?


"Bütün üçüncü dünya metinleri, (…) ulusal alegoriler olarak okunmalıdır." (Fredric Jameson)
Türkiye toplumu, 1980'li yıllardan bu yana bir kimlikler savaşı yaşıyor.
Yüzyıllık modernleşme ve uluslaşma süreci içinde bastırılmış ve dışlanmış kimlikler, toplumun yapıtaşlarını yerinden oynatacak şiddette sarsıntılar yaratarak birbiri ardına geri dönüyor.
Son aylarda, ülkenin güney sınırlarına gelip dayanmış olan iç savaş ortamı, kanlı çatışmalar ve katliamlarla içeriye doğru yayılıyor.
Türkiye toplumu, adeta (siyaset felsefecisi) Thomas Hobbes'un "doğal durum" tanımına uygun, "herkesin herkese düşman olduğu bir savaş" iklimine doğru hızla sürükleniyor.
Böyle bir şiddet atmosferi içinde bir türlü geçmek bilmeyen bu soğuk kış günlerinde, Yüksel Aksu'nun bizi 1970'li yıllara, bir Ege kasabasında sıcak bir yaz mevsiminde yaşanmış bir Ramazan ritüeline davet etmesi oldukça anlamlı.
Başka bir dünyanın ve başka bir hayatın mümkün, çünkü yaşanmış ve belki hala yaşanmakta olduğunu hatırlatması açısından anlamlı.

Ve… Film Başlıyor

Bir AVM sinema salonunda patlamış mısırlarımızı alıp koltuklarımıza yayılıyoruz.
Işıklar kararıyor ve film, anlam veremediğimiz bir cezaevi sahnesiyle açılıyor.
Siyasi mahkumlar açlık grevinde.
Fonda, siyah-beyaz bir televizyon ekranında üzerine bayraktan bir elbise dikilmiş bir şarkıcı, 12 Eylül 1980 darbesinin ısmarlama şarkısı "Türke Türkten Başka Dost Yok" icra ederken, Bobby Sands (İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRA'nın cezaevindeyken milletvekili seçilip açlık grevinde ölen üyesi) misali saçı sakalı birbirine karışmış bir grevci mahkum sedyeyle taşınıyor ve çatlamış dudaklarıyla "gazoz, gazoz" diye sayıklıyor. Ne oluyor?
Sonrasında, yönetmenin üst üste bindirdiği kasaba hayatı ve bu hayatın içinde ilkokuldan "hepsi pekiyi" karnesi ile mezun olup yaz tatiline başlayan çakır gözlü Adem'in hikayesi, bize bu kaotik açılışı unutturacak.
Adem: Kemalist-modern öğretmeninin gözbebeği, anne ve babasının "büyük adam olacak" diye üzerinde titrediği, arkadaşlarının sevip gıptayla baktığı - ve tabii ki sınıfın en güzel (ve zengin) kızının da gönlünü çalmayı başarmış - bir güzel adem işte.
Öğretmeni, anne-babası ve müstakbel sevgilisinden sonra hayatına başka "önemli ötekiler" ya da "ego-idealler" girdiğine hep birlikte tanık oluruz.
Önce, ustası Cibar Kemal: "Cebren ve hile ile" agresif küresel kapitalizmin pazarı haline getirilmekte olan bir kozmosta hayatta kalma mücadelesi veren yerel gazoz imalatçısı.
Rakibi, Coca Cola'dır ki karşısında durmak zorlu bir mücadele gerektirmektedir.
Adem, ilk açlık grevini, yaz tatilini Cibar Kemal'e çıraklık etme kararını verdiğinde yapar ve sonuç alır. Bu sırada Ramazan da başlamıştır. Plajdaki turistler ve iftardan sonra yazlık sinemada toplanan kasaba halkına gazoz satmaya çalışır ustasıyla birlikte.
Cibar Kemal nezdinde orta sınıfların hile, fırsatçılık ve kaypaklık üzerine kurulu hayatları kadar, dayanışmanın ve dürüstlüğün önemi de Adem'in gözleri önüne serilecektir. Bu bağlamda, Aksu'nun bir stand-up komedyen olarak bilinen Cem Yılmaz'ın içindeki dramatik oyuncuyu çıkarıp bize sunmaktaki başarısına şapka çıkarıyoruz.
'Sonra Hasan: Zengin ve muhafazakar bir ağanın Ankara'da üniversite okuyan solcu oğlu. Dönemin Dev-Genç hareketi içinde kasabanın okuyan gençlerini Halkevi çatısı altında örgütlemeye ve kasaba halkını sosyalist fikirleriyle etkilemeye çalışmaktadır.
Adem, ustası Cibar Kemal'in, "oğlum solcu olacaksan işte CHP, bunların aşırısı, komünisti falan bize uymaz" mealindeki öğüdüne (ve bu o kadar gerçekçidir ki aynı yıllarda ve belki hala bu ülkede yaşayan her sol eğilimli genç, bu sözleri mutlaka bir büyüğünden işitmiştir ) pek kulak asmayacaktır.
O, tütün tarlasında ırgatlık yapan yoksul bir ailenin oğludur ve Hasan ağabeysinin "aşırı" fikirleri içinde özdeşleşecek çok şey bulmuştur bile.
Ve son olarak İmam: Türkiye sinemasının dev oyuncusu Macit Koper'in büyük bir tevazuyla canlandırdığı bu karakter, Adem'in hayatına tam bir süperego olarak girer. İmam güçlüdür; çünkü diğer "önemli ötekilerden" farklı olarak metafizik bir gücün bu dünyadaki temsilcisidir. İmam, Adem'in hafızasından hiç çıkmayacak iki şey söyler.
Biri, İsmet Özel'in solculuktan İslamcılığa geçişinin manifestosu olan "Amentü" şiirinin ilk dizesidir:
"İnsan eşref-i mahlukattır".
İkincisi ise arzuları, dürtüleri ve ihtiyaçları terbiye etme; inanç, pişmanlık ve kefaret üzerine: "Nefsine hakim olacaksın. Bir kez niyet ettiğinde eğer orucunu bozarsan 61 gün kefaret orucu tutacaksın."
İşte bu özdeşleşme karmaşası içinde Adem'in ikinci "açlık grevi" başlar. İmam, anne-baba, usta, Hasan… bütün büyüklerinin itirazlarına rağmen oruç tutmaya karar verir ve illegaliteye geçer: Orucu, onlara fark ettirmeden, gizli gizli tutmaktan başka çaresi yoktur. Çünkü sınıfın en güzel kızı, oruç tuttuğunu söylemiştir ona. Ama Ege'nin gittikçe artan sıcağında pedal çevirerek gazoz satarken, uzun bir günü aç susuz yaşamak hiç kolay olmayacaktır.

On dakika ara

Işıklar yanıyor, çok susadık. Ama çocukluğumuzun sinemalarındaki gibi gazoz ya da "alaska" ve "frigobuz" satıcıları yok etrafta. Her şey cocacola ve türevlerine indirgenmiş durumda. Yutkunup susuzluğumuzu bastırıyoruz.
Yalnızca Aksu'nun yapıtına saygımızdan değil ve belki daha çok Cibar Kemal 'in içimizde tetiklediği anti-emperyalist duygulara hürmeten yapıyoruz bunu.

Travma, Siyaset ve Tragedya

"Edebi bir eserde siyaset, bir konserin ortasında patlayan tabanca gibi kaba ama göz ardı edemeyeceğimiz bir şeydir. Şimdi çok çirkin şeylerden söz edeceğiz." (Stendhal).
Travmatik dönüş anı, dışarıdan, Ankara'dan gelir.
O ana kadar anlatının gerçekliğinden dışlanmış 1970'li yıllar Türkiye'sinin siyasal gerçeği ("kaba ama göz ardı edemeyeceğimiz bir şey"), aniden ve bütün şiddetiyle dışarıdan içeriyi zorlar. Komedya buraya kadardır. Artık masumiyeti korumanın, eşref-i mahlukat olarak var olma sınavının zamanıdır.


Işıklar yanar, gözyaşları saklanır

Işıklar yandığında, aklımız fikrimiz Adem'de, ruhumuzu o salonda bırakıp vücudumuzu telaşla dışarı atıyoruz.
Kendimize geldiğimizde, önce siyasi eleştiriler çalınıyor kulağımıza.
İslamcılara göre bu film, İslami değerleri kullanarak komünizm propagandası yapmakta; Ortodoks Marksistlere göre ise, sol değerlerin İslami muhafazakarlığa teslimiyetini vazetmektedir.
Birbirinin muadili bu iki argümandan uzaklaşıp sakin kafayla birkaç noktaya değinmek en doğrusu olacak.
Öncelikle bu film, Hobbes'un karşısına Jean Jacques Rousseau'nun "doğal durum" tanımını getirerek içimizi serinletiyor; tıpkı Cibar Kemal'in gazozu gibi. Rousseau'ya göre, insan özünde rekabetçi değil dayanışmacıdır; medeniyet ve modernleşme, bu "doğal insanı" yozlaştırarak günümüzdeki herkesin bireysel çıkar ve kazanç peşinde koştuğu, "herkesin herkesle savaşı" noktasına getirmiştir.
Bu çerçeveden bakıldığında, Aksu bizim bugünümüze bir "altın çağ" alternatifi sunmaktadır.
Özellikle İslam'ın kendini topluma dayatmak yerine, içinde var olduğu toplumla uzlaştığı (teravih namazı ile dünya kupası finali saatlerinin çakışması sorunu, Cibar Kemal'in imam nezdindeki girişimi ile çözüme kavuşacaktır) bugünden bakarak anlaşılması imkânsız başka bir dünyadır bu.
Patronun oğlunun lüks arabasıyla üzerimize çamur sıçratmak yerine devrimci olup bizi babasına karşı isyana teşvik ettiği, hatta bu uğurda ölümü göze aldığı başka bir çağdır.
Mikhail Bakhtin'in (edebiyat ve dil kuramcısı) deyişiyle, sınıf ve statü farklarının göz ardı edilerek eşitlendiği Karnavalesk ruhtur bu "yitirilmiş cennete" egemen olan.
On beş yıldır Türkiye'yi yönettiğini Ege yazlarının dayanılmaz sıcağı gibi artan dozlarla hissettiğimiz siyasal İslam için, tahammül edilmez olanın tam da bu Karnavalesk ruh olduğu iddia edilebilir.
Gündelik hayata ve giderek bireylerin özel hayatlarına artan müdahaleleri ile muhafazakar otorite, inançlı ile inançsız ya da dindar ile seküler arasında derinleştirdiği uçurumdan sürekli besleniyor.
Aynı İslamcı iktidar, neo-liberal dünya ekonomisine entegre bir vahşi kapitalizmin ve rant ekonomisinin peygamberliğine soyunarak zengin ile yoksul ayrımını da en şiddetli biçimde empoze etmektedir.
Bu, 1970'lerin o Ege kasabasında yaşanmış Ramazan pratiğiyle kıyaslandığında, anlaşılır ya da kabullenilebilir bir durum değildir.
Folk İslam ile resmi İslam ya da devletleşmiş siyasal İslamcı rejim arasındaki farktır söz konusu olan. İslamcı çevrelerin filme yönelik rahatsızlıkları bu noktada anlaşılır hale gelecektir.

Sonuçlar: Yüksel Aksu Sineması

Yüksel Aksu, komedya ve tragedyayı başarıyla eklemleyerek anlatmak istediği her şeyi, beyazperdede bize kelimesi kelimesine aktarmayı başarmış. Tornatore'nin Cinema Paradiso'su, Fellini'nin Amarcord'u gibi bir tatla bizi evlerimize uğurluyor. Ama, en önemlisi, Jameson'ın deyişiyle, bu ülkenin ulusal alegorisini gözlerimizin önüne seriyor.
Bugünlerde kaybettiğimiz büyük yazar Umberto Eco, bize ağır felsefi ya da politik mesajlarla yüklü çok katmanlı metinlerin milyonlarca okura ulaşmasının, yani hem best seller hem de zeka sahibi olmanın aynı anda mümkün hatta zorunlu olduğunu öğretmişti.
İşte Aksu da bunu yapabilme becerisine sahip olduğunu gösteriyor.
Bol metaforlu, ödüllü, fakat kıt gişeli "festival filmleri" yapmak yerine; yüzeyde basit, güldürmeyi ve ağlatmayı aynı derecede beceren, fakat derine indikçe kendini tekrar ve tekrar izleten katmanlı metinler kurmayı başarıyor.
En önemlisi de, anlattığı hikayenin gerçekliği: Adem, Hasan ve Cibar Kemal ve dahi Ula halkı o kadar gerçek ve o kadar bizden ve hikayeleri o kadar sahici ki bu samimiyet; naif, ortalama "müşteri" kadar Marksist, İslamcı ya da liberal bütün entelektüel izleyici ve yorumcu camiasını da içine çekiyor; sarıp sarmalıyor.
Bir hikayeden başka ne bekleyebiliriz ki?
Yrd. Doç. Zafer F. Yörük

24 Şubat 2016 Çarşamba

Video kliplerde başarının 10 sırrı


Şarkılar için çekilen video klipleri, video platformları üzerinde büyük ilgi görüyor. YouTube'da en çok tıklanan 10 videonun hemen hepsi müzikle ilgili. Başarılı video kliplerin 10 özelliğini derledik.

1. Doğru kanalı seçmek

İster yeni bir isim, isterse yılların şarkıcısı olsun, YouTube ilk akla gelen adres. Online istatistik portalı statista'nın verilerine göre Youtube'a her saat yüzlerce video yükleniyor. Facebook ve Twitter gibi sosyal medya platformlarında paylaşılması halinde başarı şansı daha da artıyor.
2. Güncelliği yakalamak

Alman müzisyen Alex Diehl, 13 Kasım 2015 tarihindeki terör saldırısı sırasında Paris'teydi. Diehl, 130 kişinin can verdiği saldırılar sırasında Almanya ile Fransa arasındaki maçı izliyordu. Olay sonrası tepkisini "Sadece bir şarkı" (Nur ein Lied) adını verdiği bir kliple dile getirdi. Şarkısı Facebook üzerinden 7 milyondan fazla izlendi.








3. Müzikle video arasında bağ kurmak

YouTube'da en çok tıklanan 10 videonun hemen hepsi müzikle ilgili. Örneğin Adele geçen sonbahar yayınladığı "Hello" şarkısının klibiyle YouTube'da tüm zamanların en çok tıklanan videoları arasına girdi. "Hello", 1 milyar 200 milyondan fazla tıklandı. 1 milyar tık sınırına 100 günden daha az sürede ulaşarak bir rekor kırdı.
4. Klip oyuncularını doğru seçmek

Bir süre önce hayatını kaybeden Hellmuth Karasek, uzun yıllar Almanya'nın en önemli edebiyat eleştirmenleri arasında anıldı. Karasek, geçen yıl 4 dakikalık bir klipte İsveçli mobilya üreticisi Ikea'nın kataloğunu "elden geçirdi". Edebiyat çevrelerinde kült konumda olan Karasek başarılı bir markayla biraraya gelince video büyük ilgi gördü.

5. Emek harcamak
"OK Go" grubu kliplerine zaman ve para harcıyor, yaratıcılıklarını konuşturuyor. Yeni klipleri iki gün içinde 36 milyon kez izlendi. Facebook'ta şu yorum dikkat çekiyordu: "Çocuklarım size bayılıyor. 9 yaşındaki kızıma klibinizi gösterdim. Okula gitmeden önce 5 kez daha izledi." "OK Go" klibini yerçekimsiz ortamda çekti. İki hostesin eşlik ettiği klip, birbirinden renkli sahneleriyle dikkat çekiyor.
6. Mizah unsuru katmak

Başarılı bir klibin önemli ögelerinden birini de mizah unsuru oluşturuyor. Ancak geniş bir kitlenin mizah duygularına hitap edebilmek işin zorluğunu oluşturuyor. O nedenle en çok sevilen YouTube videolarının hep birbirinden farklı özellikte olduğu dikkat çekiyor. 

7. İzleyinin özdeşleşmesini sağlamak

Bazen bir klip izler ve "tam da bana göre" deriz. Adele'in tutulmasında yalnızca sesi ve melankolik şarkıları etkili olmadı. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca hayranı Adele'in şarkılarıyla kendilerini özdeşleştirebildi. Alex Diehl için de aynısı geçerli. Paris saldırıları sonrası yazdığı şarkıyla insanların terör korkusuna tercüman oldu.

8. Büyük duyguları yansıtmak

Adele, "Hello" şarkısının klibinin çekimi işini Kanadalı bir sanat filmi uzmanına verdi. Yönetmen, klipte yine Adele tarafından canlandırılan genç kadının çaresizliğini anlamlı yakın plan çekimlerle yakalamayı başardı. İzleyicinin ayrılık acısını bizzat yaşamasını sağladı. 

9. Klişelerle oynamak

Berlinli rap şarkıcısı Drob Dynamic'in "Alles komplett" isimli klibi tanınmış bir YouTube kanalında gösterildi, büyük ilgi gördü. Şarkı döner kebaba adanmış. Dönerli klip 1 haftada bir milyondan fazla izlendi.
10. Şans

Bir klibin başarısında şansın da payı var. Kalite ve beceri, klibin izleyiciden ilgi görmesi için yeterli değil.

17 Şubat 2016 Çarşamba

Star Wars'ın yeni kötü adamı Benicio Del Toro


15 Aralık 2017'de vizyona girmesi beklenen Star Wars (Yıldız Savaşları) serisinin son filminde yeni kötü adamı Benicio Del Toro canlandıracak.
Star Wars'ın sekizinci bölümünün çekimleri Londra'daki Pinewood stüdyolarında başladı.
Filmin yapımcıları Disney ve Lucasfilm, Facebook sayfalarında yaptıkları açıklamada hem filmden ilk görüntüyü hem de henüz adı konmayan sekizinci bölümün kadrosunu açıkladı.
Buna göre Benicio Del Toro, Laura Dern ve Kelly Marie Tran de bu bölümde Daisy Ridley, John Boyega ve yönetmen Rian Johnson'a katılıyor.


Yeni filmin ilk görüntüsü.
Yıldız Savaşları filmlerinin yedincisi Güç Uyanıyor'un devamı niteliğindeki film, Rey (Daisy Ridley) ile Luke Skywalker'ın (Mark Hamill) Ahch-To gezegenindeki ilk karşılaşmalarından başlıyor.
Bu sahne, Güç Uyanıyor'un sahneleriyle aynı anda, İrlanda'nın Skellig Michael adasında çekilmiş gibi görünüyor.

Yeni katılan oyuncular




  • Porto Rika'lı aktör Benicio Del Toro, 2000 yılında Traffic adlı filmdeki performansıyla Oscar, Altın Küre ve Bafta ödüllerine layık görülmüştü.
  • Sicario adındaki filmi ile de bu yılki Bafta ödüllerine aday gösterildi.
  • Usual Suspects, Snatch ve Sin City gibi filmlerde de oynadı.
  • Star Wars serisinin son filminde 'kötü adamı' oynayacağını doğruladı.



  • Laura Dern iki kez Oscar'a aday gösterildi.
  • En çok 1993 yapımı Jurassic Park'taki rolüyle tanınıyor.
  • Enlightened adındaki TV dizisindeki rolüyle Altın Küre kazandı.
  • Sinema sanatçısı bir anne ve babanın, Diane Ladd ile Bruce Dern'in kızı.
  • Star Wars'daki rolünün ne olacağı açıklanmadı.

Kelly Marie Tran (soldaki).
  • Kelly Marie Tran San Diego'lu ve UCLA mezunu.
  • Yapımcılar Tran'i "yeni bir genç yetenek" diye tanımlıyor.
  • Televizyon dizilerinde ufak roller alan Tran, XoXo adındaki romantik komedide oynadı.

15 Şubat 2016 Pazartesi

İyi, Kötü ve Çirkin'in unutulmaz mirası


İtalyan yönetmen Sergio Leone’nin 50. yılına giren ünlü spagetti westerni İyi, Kötü ve Çirkin, bugünkü filmleri bile etkilemeye devam ediyor.
Güneş yanığı yüzleriyle üç bıyıklı adam bir mezarlıkta birbirine bakıyor. Şüpheyle birbirini süzen adamlar hiç kıpırdamadan, tek laf etmeden öylece duruyor. Bu durum iki buçuk dakika devam ediyor.
Heyecan verici bir sinema sahnesi denemez buna, değil mi?
Ama bu sahne tüm zamanların en sürükleyici, en çok beğeni alan sahneleri arasında sayılıyor. Sergio Leone, İyi, Kötü ve Çirkin filminin bu son sahnesinde heyecanı doruğa çıkarıyor. ( İzlemek için tıklayın)
Sinema ve popüler kültür üzerinde büyük bir etki bırakan filmin 50. yılına giriyoruz.

'Üçlü' sahnesi



Efsanevi İtalyan yönetmen, spagetti western olarak adlandırılan ve 1960 ve 70’lerde Hollywood kovboyları ve Kızılderililer üzerine yapılan filmleri içeren bu alt kategoriye damgasını vurmuştur. Bunlar, risk almayı seven ve küçük bütçelerle çalışan Avrupalı yönetmenler tarafından yapılmış ve yenilik içeren filmlerdi.
Fakat Leone’nin 1966 yapımı filmi kadar ünlenen ve övgü alan spagetti westerni olmamıştır. Filmde sert mizaçlı üç serserinin kayıp bir serveti arayışı anlatılır. Ahlaki değerlerden yoksun bu insanların hikayesinin anlatıldığı film yıllar boyunca en iyiler listesinde yer almış, birçok sahnesi referans olarak kullanılmış, dünyanın birçok ülkesinde yapılan başka filmlerde de tekrarlanmıştır.
‘Üçlü’ adıyla anılan ve üç adam arasındaki karşılaşmayı içeren sahne sinema tarihinin en iyi kurgularından biri olarak görülüyor. Filmin bu kadar yıl boyunca önemini korumasının nedeni de zaten hikayede anlatılanlar değil, olayların gözler önüne serilme şeklidir.

Western spagetti türünün en iyi örneği olarak gösterilen İyi, Kötü ve Çirkin filminin yönetmeni Sergio Leone (sağdaki)
Filmde görselliğin önemli olacağının ipuçları baştan itibaren görülür. Film, çorak bir vadinin ve dağ eteklerinin geniş açı ve uzak plan görüntüleriyle başlar. Ama sadece iki saniye içindir bu görüntü. Sonra bir kovboyun kirli sakallı yüzü sallanarak girer kadraja. Böylece görüntü kesilmeden, hiçbir hareket olmadan aşırı uzak plan aşırı yakın plana dönüşmüş olur. ( İzlemek için tıklayın)

Unutulmaz müzik

Görüntü kadar müzik de önemlidir burada. Ennio Morricone tarafından bestelenen film müziği çok akılda kalıcı ve dikkat çekicidir ( Dinlemek için tıklayın). Hakkında kitap da yazılan bu müzik sinema dünyasının en tanınmışları arasında yer alır. Diğerleri ise Jaws’ın iki notalı müziği ile Yıldız Savaşları’nın İmparatorluk Marşı’dır.
Fakat filmde doruk sahnesi, Clint Eastwood, Lee Van Cleef ve Eli Wallach tarafından oynanan üçlü sahnesidir. Bu sahne İç Savaş’ta ölenlerin gömülü olduğu mezarlığın hemen yanındaki alanda geçer.
Üçlünün art arda alanda dizilişi, bu sırada görüntüde kesinti olmaması, yüzlerine ve silahlarına yönelen yakın çekimler, arka planda mezarlık görüntüleri, müziğin yarattığı heyecana uyumlu şekilde her biri üzerindeki görüntü süresinin kısalması gibi teknikler kullanılmıştır. İzleyici sanki karakterin kimliğine bürünmüş, onunla birlikte korkudan titremekte, öngörüde bulunmaya çalışmaktan yorgun düşmektedir.

İyi, Kötü ve Çirkin filminin ünlü müziğini İtalyan besteci Ennio Marricone bestelemişti.
Tıpkı Alfred Hitchcock’un Sapık filmindeki duş sahnesinde olduğu gibi, akademisyenler ve hayranları bu sahneyi de kare kare incelemiştir. Bir görsel şiir olarak adlandırılabilecek bu sahnedeki enerji kaos hissi vermekte, ama dizilişi, metodoloji ve hatta matematik içermektedir.

'En büyük başarı'

İyi, Kötü ve Çirkin’in etkisi günümüz filmlerinde bile hissedilmektedir. Ünlü yönetmen Quentin Tarantino bu filmi sinema tarihinin en büyük başarısı olarak adlandırıyor. Büyük sanatçıların birbirinden çaldığına inanan Tarantino’nun bu filme aşkı, son filmi The Hateful Eight’de de görülmektedir. Hatta Tarantino, filmin müziklerini 87 yaşındaki Morricone’ye besteletmiştir.
Aynı yönetmenin 1992 yapımı Rezervuar Köpekleri’nin bitimindeki üç silahlı eşkıya sahnesi de doğrudan Leone’nin bu baş eserini çağrıştırır.


İyi, Kötü ve Çirkin’deki rolüyle Clint Eastwood da uluslararası üne kavuştu.
Spagetti western türünde başka filmler de yapıldı. Fakat diğerleri bu kadar başarılı olamadı. Bu türün yenilikçi olması, ortam ve psikolojik enerjiyi birleştirmesi gibi en iyi özelliklerini üzerinde toplayan bir film varsa o da İyi, Kötü ve Çirkin’dir.

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Culture sayfasında okuyabilirsiniz.

4 Şubat 2016 Perşembe

Kleopatra güzellik anlayışımızı nasıl etkiledi?


Mısır firavunlarını ve kraliçelerini sürmeli gözleriyle tanırız. Antik Mısırlılar gösterişe ve güzelliğe bu kadar önem verdiler mi, yoksa onlara kendi değerlerimizi mi yakıştırıyoruz?
Londra’da Macclesfield Müzesi Two Temple Place sergisi Antik Mısır takı ve mücevherlerini içeriyor. Sergiyi görenler Mısırlıların gösterişi çok sevdiğini düşünebilir.
Taraklar, bakır ve gümüş aynalar, sürme yapımında kullanılan malzemeler, makyaj malzemelerini koymak için kavanozlar, pomat kutuları, parfüm şişeleri, peruk kalıntıları, ayrıca mezarlarda bulunan takı ve mücevherler…


Kısacası, kadınıyla erkeğiyle, dirisiyle ölüsüyle antik Mısırlılar güzel görünmek için ellerinden geleni yapıyormuş. Tahta tabutlara işlenmiş sürmeli yüzler herkesin dikkatini çekmiştir.

İkili amaç

Fakat bu güzellik malzemeleri arkeologlar açısından hala muamma olmaya devam ediyor. Bir taraftan Mısırlıların gerçekten de güzellik düşkünü olması ve bizim de bugünkü güzellik anlayışımızı biçimlendirmiş olması mümkün. Fakat aynı zamanda bizim kendi güzellik değerlerimizi tümüyle farklı başka bir kültüre yakıştırmamız da söz konusu olabilir. Belki de antik Mısır’daki kozmetik ürünler güzel görünmekten öte bir maksatla kullanılıyordu.


Bugün birçok arkeolog bu görüşü benimsiyor. Örneğin rastık olarak da bilinen sürmeyi ele alalım. Sürmenin temel maddesi olan ve kurşun içeren zehirli mineral gözyaşı ile karıştığında anti-bakteriyel özellik taşıdığı görülüyor.
Ayrıca göz etrafına yoğun bir şekilde sürülen sürme güneşin gözü rahatsız etmesini de engelliyor. Yani kadınlar da erkekler de pratik nedenlerle sürme çekmiş olabilir.
Aynı şey peruk için de geçerli. Peruğun saç bitini azalttığı biliniyor. Takı ve mücevherlerin sembolik ve dini açıdan önem taşıdığı düşünülüyor.


Sergide yer alan erotik bir kilden dansöz heykeli üzerinde resmedilen dövmeler süs amaçlı olabileceği gibi, koruyucu amaçla da yapılmış olabilir. Dansözlerin ve fahişelerin zührevi hastalıklardan korunmak için bacaklarına cüce tanrı dövmesi yaptırdıkları biliniyor.
Manchester Üniversitesi’nde Mısır uzmanı Joyce Tyldesley şöyle diyor: “Mısırlıların güzellikten ne anladığını anlamaya çalıştıkça iş daha da karmaşık hale geliyor; çünkü her şey ikili amaç taşıyor sanki.”

Kleopatra ve Nefertiti



Örneğin Firavun 3. Senwosret yüzü kırışık ve koca kulaklı olarak resmedilir. Bu, erkek güzelliğini simgelemek yerine muhtemelen kralların da yanlış yapabileceğini ve halkını dinlemesi gerektiğini ifade ediyor olabilir.
Tyldesley’ye göre Mısırlıları güzellik ve zarafet ile ilişkilendirmemizin nedeni, iki ünlü kraliçenin ölümünden sonraki yaşamlarına dair bilgiler olabilir. Kleopatra ve Nefertiti.
Roma’nın Mısır’ı ele geçirmesinin ardından Kleopatra güzellik sembolü olarak bilinir. 1912’de Nefertiti’nin büstü bulunduğunda o da antik dünyanın simgeleri arasına girdi. Tyldesley, Kleopatra ve Nefertiti hakkında kitap yazıyor ve “bize bütün Mısırlı kadınların güzel olduğu fikrini veren Kleopatra’nın neye benzediğini bile bilmiyoruz” diyor.


“Kleopatra’nın büyük bir burnu, çıkık çenesi ve kırışıklıkları vardı. Para üzerinde bu şekilde resmedilmiş olması otorite sağlama amaçlı olabilir. Plutarkhos, Kleopatra’nın güzelliğinin görünüşünden ziyade sesinde ve neşesinde olduğunu söylüyordu. Buna rağmen biz onu Elizabeth Taylor’un canlandırdığı şekilde düşünüyoruz. Yani kendisi değil, Kleopatra fikridir bizi etkileyen.”
Alastair Sooke

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Culture sayfasında okuyabilirsiniz.Dergideki diğer 

Popular Posts